Üstadın mezheplere meşrutî yaklaşımı
Üstadın hayatında yaşanmış ilginç olaylardan bir tanesi, Tarihçe-i Hayat’ında anlatılan ve Üstadın Tillo kazasına gençliğinde gittiği yıllarda meşhur bir türbede kaldığı zamanlar kardeşinin getirmiş olduğu çorbanın tanelerini karıncaları vermesi üzerine, onu görenlerin ve haline bir mana veremeyenlerce, neden çorbanın tanelerini karıncaları verip suyunu ekmekle kendisinin yediğini merak edenlerin sorularına karşı, enteresan bir ifade ile karşılık verir ve bu karınca milletinin cumhuriyetçi olduklarından ifade manasında, “Bunlarda hayat-ı içtimaiyeye mâlikiyet ve fevkalâde vazifeşinaslık ve çalışma bulunduğunu müşahede ettiğim için, cumhuriyetperverliklerine mükâfaten kendilerine muavenet etmek istiyorum” der.1
Üstad bu hadisede Allah’ın yarattığı bir mahlukun yaşantı tarzından, insanların sosyal hayatları hakkında bir hüküm ile bağlantı kurmuş ve hayatıyla fiilen dindar ve cumhuriyetçi olduğunu göstermiştir.
Risale-i Nur’da dikkat çeken ve insanlar hayrette bırakan birçok hadise ve bahis olduğu gibi, bizleri de hayrette bırakan ve dikkatimizi çeken, fıkıhla ilgili bir sualin cevabında, meşrutiyetle ilişkilendirilmesi, ancak Bediüzzaman Hazretlerine has bir tarz olsa gerektir.
“İçtihad Risalesi” Hatimesi’nde mezhepler hakkındaki bir suale karşı Üstadın vermiş olduğu cevap dikkat çekici ve aynı zamanda ikna edicidir.
İnsanların kafasını kurcalayan sorulardan birisi “Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?” şeklindedir. Soru basit gibi görünse de insanların merakını celbetmiş ve günümüzde de celbetmeye devam etmektedir. “Mezhepler niçin tek değil de birden fazladır? Farklı mezheplerde aynı hakikat, aynı amel ve fiil farklı hükümler aldığı halde nasıl hak olabilir?” gibi suallere karşı Anadolu’da en fazla yaygın olarak imtisal edilen Şâfî ve Hanefî mezheplerini........
