Neticeyi Allah’a bırakmak
“Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.”1
Bu cümle, yalnız dinî hizmetlerde değil; aile hayatında, toplum içinde, hukukta, eğitimde, ticarette ve insan ilişkilerinde de geçerli büyük bir hakikati ders vermektedir. İnsan, kendi sorumluluğunu yerine getirmekle mükelleftir; neticeyi yaratmak ise Allah’ın takdiridir.
Bugün insanların en çok düştüğü yanlışlardan biri, vazifeden çok sonuca odaklanmaktır. Bir öğretmen öğrencisinin mutlaka başarılı olmasını ister; bir anne-baba evladının kusursuz yetişmesini arzu eder; bir hak savunucusu adaletin hemen tecelli etmesini bekler. Fakat bazen insan, kendi vazifesini yapmak yerine sonucu zorlamaya başlar. İşte burada hata başlar. Çünkü insanın kudreti sınırlıdır; neticeleri yaratan ise sonsuz kudret sahibi olan Cenab-ı Hak’tır.
Çiftçi toprağı sürer, tohumu eker, suyunu verir. Ancak tohumu yeşerten o değildir. Doktor tedavi eder, ilacı verir; fakat şifayı yaratan kendisi değildir. Hâkim delilleri değerlendirir, vicdanıyla hüküm verir; fakat mutlak adaleti bütün yönleriyle gerçekleştirmek insan gücünün ötesindedir. İnsan sebeplere sarılır; sonucu ise Allah yaratır.
Bu ölçü unutulduğunda, insanlar ya........
