Gıybet tuzağı
İnsanların savunma mekanizması “Biz olan şeyleri konuşuyoruz, kendisi burada da olsa söyleriz” şeklindedir. Hâlbuki olan şeylerin gıybeti olur. Bu durumu Bediüzzaman, “Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” ayetini tefsir ederken açıklar, “zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur.” der. Altı derece çirkin bir fiil olduğunu belirtir.
Yine Bediüzzaman gıybetin, “ehl-i adâvet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâh” olduğunu söyler. “İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip” kullanmayacağını ifade eder. Meşhur bir zat demiş: “Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silâhıdır.”
Said Nursî gıybete bir de tarif getirir: “Gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.”
Gıybet salih amellere zarar vermektedir. Ateşin odunu yediği gibi; gıybet dahi salih amelleri yer, bitirir. İnsan, kendi kusurunu görüp onu ıslah etmeye çalışmalıdır.
Kişilerin gıybeti olduğu gibi, şehirlerin, bölgelerin hatta milletlerin ve devletlerin de gıybeti olur. Mesela, “Şu şehirden, şu milletten adam olmaz” gibi sözler ne kadar geniş ve büyük gıybettir.
Gıybetin, arkadan konuşmanın ne kadar insaniyeti, vicdanı, dini, imanı yaralayan bir davranış olduğu ayet ve hadislerde açık açık anlatılır. Gıybet günahından kurtulmanın çaresini Bediüzzaman şöyle........
