15 Temmuz gerçekleşseydi…
Meseleyi kaderî cihetiyle değerlendirebilme, olaylara hikmet nazarıyla bakabilme ve gerçekleşen bir olayın tam tersi durumundaki muhtemel sonuçları dikkate alabilme yaklaşımı klasik tarihçiliğe de yol gösterici, farklı bir bakış açısıdır.
Rüyada Bir Hitabe’de Bediüzzaman’a sorulan "Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?", “Hangi fiilinizle kadere fetva verdiniz ki, şu musibetle hükmetti?” gibi sorular ve bu sorulara verilen cevaplar, meseleleri hangi yönleriyle ve nasıl değerlendirmemiz gerektiği hususunda bizlere yol gösteriyor.
İlk olarak, Bediüzzaman’ın şer gözüken hadiselerden hayır çıkabileceği şeklindeki hikmet içerikli yaklaşımı ve Cihan Harbi mağlubiyetini “bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir.” şeklinde müjdeli bir şekilde yorumlaması, şer gözüken olayların zahiri çukurlarında boğulacak tarzda takılıp kalmamayı, büyük resme bakabilmeyi bizlere öğütlüyor.
Bu bağlamda 15 Temmuz’u değerlendirirken de Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu usule riayet etmek, bu süreci doğuran kaderî fetvaları düşünebilmek, siyasetin konjonktürel dayatmalarına esir olmadan geleceğe bakabilmek son derece kıymetlidir.
Türkiye’nin hali hazırdaki demokratik kazanımlarını büyük ölçüde yok eden 15 Temmuz’la ilgili “hangi fiillerimizle kadere fetva verdirdik” sorusu bu yazının konusu olmamakla birlikte, bu soru cemaat -siyaset ilişkilerinin hangi düzlemde yürütülmesi gerektiğinin cevaplanması bakımından önemlidir. Bu soru, uzun süre Türkiye’yi şekillendiren iktidar-cemaat ortaklığının (siyasal İslam-siyasetli cemaat ortaklığı) arka planındaki dine hizmet, İslam’a adanmışlık, iktidar yoluyla toplumu İslamî anlayışlara göre dönüştürme gayelerinin usul ve esaslarında yapılan majör hataların neler olduğunu ortaya koyacak şekilde tarafların iç muhasebesini de gerektirir.
Peki 15........
