Yasaklasak da mı saklasak!
Ardından beklenen oldu ve Süleymanlılar’ın yönetim kadrosu hakkında MGK destekli olduğu anlaşılan operasyon geldi.
Ve konu yeniden Türkiye’nin gündemine de girmiş oldu.
Medyadaki ve sosyal medyadaki bindirilmiş kıt’aların tezviratlarına şaşırmadık.
Yeni Parti’li densizin dengesiz çıkışına karşı Yeni Asya’nın manşetten yaptığı haber hayli tesirli oldu.
Bu konuda sosyal medyada yazılan bir cümle şöyle:
“Cemaatleri yasaklamak değil, cemaatlerin kamuyu ve insan hayatını denetimsizce yönetebilme gücünü ortadan kaldırmak gerekir!”
Başlığımız bu hikmetli(!) çürük yumurtanın kırılması ve kokusunun teşhis edilebilmesi için. Numaralandıralım:
1. Kamu ihaleleri ve atama/yükseltmeler başta olmak üzere devletin iş ve işlemlerinde uyulacak kurallar, hukuk devletinin adalet ve liyakat prensibi açısından belli ve yeterli. Bizde problem, cemaatlerden ya da cemaat gibi görünenlerden ziyade, doğrudan devleti yönetenlerde.
Ayrıntılar için Köprü’deki şu makaleye bakılabilir:
https://www.koprudergisi. com/139-sayi-hukukun-ustunlugu-ve-adalet-ekseninde-devlet-ve-cemaatler/nur-cemaatleri-ve-topuz-cemaatleri-bir-serh-denemesi-prof-dr-nuri-cakir/
2. Cemaatlerin kendi mensuplarına ne şekilde etki edeceği meselesi de sınırı kanunla çizilmiş bir konu.
Kanunlar açıktır, küçük yaştaki kişilerin bir cemaatle bağlantı kurup kurmayacaklarına devlet karar veremez. Zira devlet, “baba” değil “hizmetkâr”dır ve öyle olmalı/kalmalıdır. Bu konuda yetki ebeveyndedir.
Aksini düşünmek, 1924-1950 arasında milletine zulmetmiş olan ideolojik devleti dindar kılıkla hortlatmak demektir. Oysa vicdan hürriyetinin düşmanı olan Jakobenizm mazide kalması gereken ölü bir ideolojidir.
Yetişkinler için de cemaat ile bağlantı ve ölçüsü hususu, bu bağlantı gönüllülük seviyesinde........
