15 Temmuz’un hukukî muhasebesi-3
Buna da birileri “bak, ne güzel, adalet tecelli etmiş” diyebilir.
Ancak tabloya dıştan bakanlarca başka şeyler de görülmeli: Bu şikâyetçilerin kimler olduğu ve bu gücü ve cesareti nasıl bir sosyolojiden aldığı açık. Ayrıca şikâyet edenlerle edilenler arasındaki ilişkiler ve kardeşlik hukuku yönünden ne ölçüde büyük bir sosyolojik ve toplumsal kırılma yaşandığı da açık. Bunun “darbelerle mücadele” için gerekli bir sonuç olduğunu kimse iddia edemez.
İşte bütün bu kitlesel zulümler ve sosyal kayıplar sebebiyle biz on yıldır yazdığımız yazılarla ve bu yazıların bir kısmının derlenmiş halinden oluşan ve 2020’de Yeni Asya Neşriyat’tan çıkan “15-20 Temmuzların İlacı: Adalet ve Hürriyet” adlı kitabımızla bu zulme dikkat çekmeye ve mani olmaya çalıştık ama gücümüz yetmedi.
Mehmet Uçum gibi külliye başdanışmanlarının ve AKP kontrolündeki yüksek yargı bürokrasisinin “cemaat mensubiyeti eşittir terör örgütü üyeliği” içtihadı uyarınca yapılan bu yargılamalarla, bir zamanlar cemaate mensubiyeti gösteren ve kanunen suç sayılmayan eylemler terör örgütü üyeliği için delil sayıldı. Tek başına suç sayılmayan eylemlerinin üçü beşi “Fetömetre” gibi saçmalıklarla uç uca eklenerek bu kişiler suçlu sayıldılar.
Gelinen noktada 15 Temmuz’un onuncu yılı vesilesiyle Ahmet Akgündüz’den Doğu Perinçek’e kadar, farklı yelpazedeki çok sayıda kişinin de tesbit ettiği üzere kitlesel adaletsizlikler var ve bir çaresini........
