menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Haklı şûrâ ihlâs ve tesanüdü netice verir - Meşveret, şûrâ ve şahs-ı manevî-7

9 0
monday

Bediüzzaman, İslâm cemiyetinin inkişafı ve hizmetlerin bereketlenmesi için meşveret ve şûrâ prensibine büyük ehemmiyet vermiştir. Ona göre şûrâ sadece bir karar alma yöntemi değil, aynı zamanda fertler arasında ihlâsı, kardeşliği ve tesanüdü tesis eden manevî bir esastır. Meşveretin meydana getirdiği birlik ruhu çok büyük neticeler verebilir. Çünkü hakikî manada yapılan bir şûrâ, fertlerin şahsî fikir ve menfaatlerini geri plana iterek ortak bir gaye etrafında birleşmelerini sağlar. Böyle bir zeminde herkes kendi nefsini değil, hizmetin maslahatını düşünür. Bunun neticesinde de ihlâs ortaya çıkar. 

İhlâs ise, hiçbir dünyevî menfaati hizmetinde niyet etmemektir. Yapılan işin yalnız hak ve hakikat adına yapılması, şahsî çıkarların ve gösteriş arzusunun hizmete karıştırılmamasıdır. İhlâsın bulunduğu yerde rekâbet, kıskançlık ve enâniyet zayıflar; kardeşlik ve samimiyet kuvvet bulur. Bu samimiyet ise tesanüdü ve birbirine destek olma duygusunu netice verir.

Bediüzzaman’ın verdiği “üç elif” misali bu hakikati çok güzel ispat ediyor. Arap alfabesinde elif harfinin ebced kıymeti birdir. Üç elif ayrı ayrı olduğunda toplam kıymetleri üç eder. Ancak yan yana gelip “111” şeklinde sıralandıklarında kıymetleri yüz on bire yükselir. Buradaki kuvvet, harflerin birleşmesinden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde insanlar da ferdî ve şahsî hareket ettiklerinde sınırlı bir kuvvet ortaya çıkar. Fakat ihlâs ve tesanüd içinde birleşip ortak bir gaye etrafında çalıştıklarında, ortaya çıkan kuvvet sayıların çok ilerisine geçer.

Bu vaziyet maddî hayatta olduğu kadar manevî hizmetlerde de geçerlidir. Birbirine itimad eden, aynı gayeye yönelen ve aralarında samimî bir tesanüd bulunan birkaç kişi, sayıca çok daha........

© Yeni Asya