Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu
Henüz seçim dahi yokken, henüz resmi aday bile değilken, Ekrem İmamoğlu için 25,5 milyon kişi “cumhurbaşkanı adayımız” diye imza veriyorsa Türkiye siyasetinde yeni bir denklem oluştu demektir.
Bu tabloyu gören herkesin aklına aynı soru geliyor:
Aday olduğunda kaç oy alır?
Ve o zaman seçim sandığında rakiplerini ezer geçer mi?
Bu kadar dava bu kadar suçlama bu kadar hücum bu kadar miş’li mış’lı iddialar ezilip geçilecekleri korkusundan birer iftira mı?
İşte siyasetin ironisi tam da burada başlıyor.
Bu yüzden buradan bir çağrı yapmak gerekiyor.
“Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu” demeyi bırakın.
Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu.
Evet, belki bugün için bu bir ironi gibi görünebilir.
Ama siyasette ironiler bazen geleceğin habercisi olur.
Bu yüzden ben artık bir karar verdim.
Bundan sonra yazılarımda şöyle yazacağım:
AKP Genel Başkanı ve yürütmenin başı Recep Tayyip Erdoğan…
Cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu.
Çünkü Türkiye’de siyaset defalarca aynı şeyi göstermiştir.
En çok engellenen isimler bazen en güçlü siyasi figürlere dönüşür.
Bu iddiamı güçlendiren ilginç bir gelişme de son günlerde MHP lideri Devlet Bahçeli’den geliyor.
Bahçeli defalarca Ekrem İmamoğlu davasının TRT’den canlı yayınlanması gerektiğini söylüyor.
Bu çağrı siyaseten dikkat çekici bir çağrı.
Çünkü bir davanın televizyonlardan canlı yayınlanmasını istemek, aynı zamanda o davanın kamuoyunun önünde tartışılmasını istemek demektir.
Belli ki Bahçeli, bu davanın bütün yönleriyle milletin gözleri önünde görülmesini istiyordur.
Belki de kamuoyu bu yargılamayı izlediğinde kendi kararını kendisi verecektir.
Siyasetin ironisi bazen burada ortaya çıkar.
Bir davayı şeffaflaştırma çağrısı yapan bir siyasi lider, farkında olmadan o davanın siyasi olup olmadığı tartışmasını da büyütmüş olur.
Türkiye’de siyaset bazen ciddi bir mesele olmaktan çıkar, dil bilgisi dersine döner.
Ama bu kez Türkçe kitabındaki zamirler değil, siyaset sahnesindeki hitaplar konuşuluyor.
Bir mahkeme salonunda hakimin Ekrem İmamoğlu’na “sen” diye hitap ettiği, zaman zaman da yalnızca “Ekrem” dediği tartışılıyor.
Hukukta hitap önemlidir.
Çünkü mahkeme salonunda herkes eşittir.
Hakim de savcı da sanık da hukuk önünde aynı mesafede durur.
Ama Türkiye’de siyasetin dili uzun zamandır değişiyor.
Siyasetin dili toplumu da şekillendirir.
Sen, ben, o… biz, siz, onlar.
İmamoğlu davasında yaşananlar bazen insanı hukuk tartışmasından çok bir mizah yazısının içine çekiyor.
Örneğin mahkeme salonundaki sandalye meselesi.
Haberlere göre sanık kürsüsünün bulunduğu bölüm ile İmamoğlu’nun oturtulmak istendiği yer arasına sandalyeler yerleştiriliyor ve jandarma yönlendiriliyor.
İmamoğlu itiraz ediyor.
Doğrusu insanın aklına ister istemez başka bir sandalye geliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir dönem büyükşehir belediye başkanlarını sarayda ağırlamıştı.
Toplantıda Ekrem İmamoğlu’na verilen sandalye günlerce konuşulmuştu.
Ayağı kırık sandalye…
Türkiye’de siyasetin sembolleri bazen sandalyeler oluyor.
Bir mahkeme salonunda konulan sandalye…
Bir saray toplantısında verilen sandalye…
Siyasetin dili bazen kelimelerden çok eşyalarla anlatılıyor.
Bunu fark ediyorsanız, “topallayan adalet” kavramını da görürsünüz.
Bir ayağını sakatlayan siyasi bir tavır ortada değil mi?
Mahkeme salonunda dikkat çeken bir başka söz ise hakimin şu cümlesi oldu:
“Nisan ayında ara karar verebilirim.”
Bu cümle hukukçular için ilginçtir.
Çünkü ara karar demek aynı zamanda şu ihtimali de içerir:
Ama hakim “Nisan” diyorsa demek ki o tarihe kadar bu ihtimal pek düşünülmüyor.
Bir hakim daha baştan takvimi bu kadar net koyuyorsa insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Acaba mahkemenin sonucu da takvim gibi önceden belli mi?
Yoksa bu bir 1 Nisan şakası mı? Ara karar değil, gerçek karar mı geliyor?
Elbette hukukta peşin hüküm olmaz.
Ama siyasetin gölgesinde yürüyen davalar bazen böyle soruları akla getiriyor.
Duruşmada dikkat çeken bir başka savunma da eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’dan geldi.
Erdoğdu savunmasında şöyle dedi:
“Bana diyorsunuz ki 24 yaşında Afrikalı bir futbolcusun. 24 yaşında değilim, Afrikalı değilim, futbolcu değilim. Ben bunu nasıl yalanlayayım?”
Bu söz aslında bazı davaların ruh halini anlatan bir cümle gibi.
İnsan olmayan bir şeyi nasıl reddedeceğini bilemez ki…
Bütün bunları izlerken insan ister istemez şunu düşünüyor.
Siyaset bazen kelimelerle değil sembollerle anlatılır.
Belki de bu yüzden bugün “sen” diye hitap edilen kişi, yarın herkesin;
“Sayın Cumhurbaşkanı” diye hitap ettiği kişi olabilir.
Türkiye siyaseti böyle sürprizleri daha önce de gördü.
Bakınız; Recep Tayyip Erdoğan…
Bir zamanlar “muhtar bile olamaz” denilen bir siyasetçi idi…
Türkiye siyaseti de Türk Milleti de sürprizleri sever.
