“Dervişlik olaydı taç ile hırka…”
Tasavvuf nedir? Cemaat ne içindir? Tarikat nasıl bir yapıdır?
Bir yığın laf edilebilir. Kimisi ilahiyat kaynaklı, kimisi magazin payandalı…
Ya işin ‘öz’ü ne ola ki?
Mesela, ilmihâle dayalı şer’i bilgiler ve buna bağlı dinî ameller yetmiyor mu?
Kimine göre yeter, başkalarına göre yetmez. Ve dahi, erbabının sözüne itibar edeceksek; ‘o işin’ tadını almayan bilmez.
Biz de o ‘bilmeyenlerin’ arasındayız. Ki, dediklerimiz ve yazacaklarımız ‘içeriden’ değil, ‘dışarıdan’ olmaktadır.
İyi de, dışarıdayız diye, mevzuya kökten Fransız mıyız?
Değiliz elbet. Neticede bu ülkede yaşıyoruz. Hadi Batılı ‘dünyevîlerin’, biraz da kendilerini kandırma/avutma güdüsüyle Hıristiyanlığa atfen dedikleri gibi diyelim: En azından kültürel Müslümanız.
Sözün kısası; tasavvuf, tarikat, cemaat denildiğinde, neyi anlamamız gerektiği konusunda tamamen boş sayılmayız.
DAHA RAFİNE BİR MÜSLÜMANLIK
Hadi, bir yığın sosyolojik tanımlamalara, izahlara girmemek ve meselenin özünü kaçırmamak adına, ‘cemaat’ kavramını bir kenara bırakalım.
Evet… Tasavvuf, Müslümanlığı ‘şekil şartlarının ötesinde’ yaşama arayışıdır.
‘Şart’ olanın ötesine geçip, ‘dahasını’ yakalama arzusudur.
İman meselesinin ‘görünür’ kısmını aşıp, ‘derununa’ nüfuz etme niyetidir.
Daha da kısaltmak gerekirse; daha ‘rafine’ bir Müslümanlık yoluna girme hâlidir.
O ‘hâle’ de ‘seyrisülûk’ diyorlar.
Peki, bu daha rafine Müslümanlık nasıl olacak?
Bunun için; değil haram ve yasak olanlar, birçok helal ve mubahı da gönüllü terk etmek........
