Aferin be İran
Öncelikle geçtiğimiz hafta ekonomi dünyası için üzücü bir haber aldık. Değerli ekonomist ve dış ticaret uzmanı Suat Elibüyük vefat etti. Kendisi yıllardır ekonomi politikaları üzerine önemli analizler yapan, özellikle uluslararası ekonomi konusunda dikkat çeken görüşleri olan bir isimdi. Şahsen de kalp kırmaktan son derece kaçınan biriydi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, Mekânı cennet olsun. Yakınlarına da başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Şimdi gelelim konumuza: İran’ın Aklı ve Enerji Çıkmazı
Bir fabrikanın elektriğini kesin… ne gibi bir önlem alırsanız alın o saatten sonra fikir dahi üretilemez hâle gelir!
Sanayi dediğimiz şey; çark, makine, lojistik ve üretim demektir. Ama bütün bu mekanizmanın yakıtı elbettte enerjidir: Petrol, doğalgaz, elektrik… Bunlar olmadan modern ekonomi sadece bir kavramdan ibaret kalır ve orta çağdan bir farkımız kalmaz.
Tam da bu yüzden dünya siyasetinin en kritik noktalarından biri Hürmüz Boğazıdır. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri bu dar deniz yolundan geçer. Yani burada yaşanan her gerilim yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik sonuçlar doğurur.
ENERJİ BOĞAZI SIKILIRSA EKONOMİ NEFES ALAMAZ
Sanayi çoğu zaman teknik bir mesele gibi görülür ama aslında toplumun refahını doğrudan belirler
Sanayi üretimi düşerse işsizlik artar
Enerji maliyetleri yükselirse enflasyon sıçrar
Ticaret aksarsa küresel tedarik zincirleri kırılır
Bu etkiler yalnızca bir ülke ile sınırlı kalmaz. Amerika, Avrupa, Asya’ya kadar bütün ekonomiler etkilenir.
“Aslında enerji akışı durursa, para akışı ve hatta hayatın ta kendisi de durur.”
İşte bu nedenle enerji yolları modern dünyanın ekonomik atardamarlarıdır. Hürmüz Boğazı ise bu damarların en hassas noktalarından biridir ve hatta dünyanın aortu burasıdır diyebiliriz.
Son gelişmelerde İran’ın attığı adımlar yalnızca askeri bir mesaj değil, aynı zamanda ekonomik bir strateji olarak okunmalıdır.
İran şu gerçeği iyi analiz etti:
ABD ve İsrail’in küresel gücünün önemli bir kısmı yalnızca askeri değil;
finansal sistem, sermaye akışı ve küresel yatırımcı güveni üzerinden şekilleniyor.
Yani güç; sadece tanktan, uçaktan gelmez.
Borsalardan, bankalardan ve enerji piyasalarından da gelir.
İran’ın hedef aldığı noktalar arasında:
Körfezdeki finans merkezleri
Finansal, enerji ve lojistik hatları bulunuyor.
Bu hamle ile yapılan şey aslında oldukça açık:
“Sermayeyi rahatsız ederseniz, süper güçlerin şah damarına dokunursunuz.”
Ek olarak Körfez ülkelerindeki bazı stratejik noktaların hedef alınması, ABD’nin “koruyucu güç” algısını da sorgulanır hâle getirdi. Bu algı zayıfladığında körfez ülkelerinin ABD’ye finansal güveni de zayıflar. Ekonomide güven kırıldığında ise piyasalarda domino etkisi sessizce başlar.
GÜÇ SADECE PARAYLA KURULMAZ
Tarihte çok kez örneğini gördük ki büyük güçler bazen küçük ama doğru hamlelerle sarsılabilir.
Türk atasözü bunu çok güzel anlatır: “Azdan az, çoktan çok gider.”
İran’ın yaptığı tam olarak budur. Küresel finans ve enerji düzeninin hassas noktalarına dokunarak bir tür ekonomik baskı kurmaya çalışmaktadır.
Elbette bu gelişmelerin sonucu henüz net değildir. Ancak görünen o ki ABD bu krizden hızlı ve kolay çıkamayacak gibi duruyor. Jeopolitik dengeler yeniden şekilleniyor.
Trump döneminde sıkça gördüğümüz o sert ve kibirli söylemler de bu yeni tabloda sertçe sınanıyor.
“Dünya siyasetinde bazen petrol varili, bir füzeden daha etkili olabilir.”
Enerji yollarını kontrol edenler yalnızca sanayiyi değil, küresel siyasetin yönünü de belirler.
Bizim için çıkarılması gereken ders açıktır ki bir ülkede
dengeli ekonomik ve finansal sistem olmayan bir ülke, küresel oyunların sadece seyircisi olur.
Ama doğru strateji ile aynı ülke oyunun kurallarını değiştiren aktör hâline gelebilir.
Enerji yalnızca bir kaynak değildir;
geleceğin ekonomik egemenliğidir.
Sanayi için kandır, candır.
Eğer enerji kesilirse, sanayide şah damarınız kesilmiş olur.
Dilerim ki hiç enerjisiz kalmayın.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.
