DEM siyasetinin muafiyeti
Türkiye'de siyasi hafıza ilginç biçimde çalışıyor. Bazı siyasetçilerin dün söyledikleri, bugün attıkları her adımın karşısına çıkarılıyor. Bazılarının ise dün söyledikleri, bugün söyledikleriyle adeta buharlaşıyor.
Meclis'te yürütülen Barış ve Kardeşlik süreci etrafındaki tartışmalarda bunun yeni bir örneğini görüyoruz.
Bugün gündemin önemli bir bölümünü AK Parti ve MHP'nin geçmişte söyledikleri oluşturuyor. Dün HDP'ye, PKK'ya ve Kürt siyasetine karşı kullanılan sert ifadeler hatırlatılıyor. “Dün böyle diyordunuz, bugün neden böyle davranıyorsunuz?” sorusu soruluyor.
Bu sorunun sorulması son derece normal.
Hatta bu sürecin kendisine yönelik en önemli siyasi itirazlardan biri de zaten burada ortaya çıkıyor: Dün söyledikleriniz ile bugün yaptıklarınız arasındaki bu büyük farkı nasıl açıklıyorsunuz?
Fakat herkesin sorduğu bu sorunun yanında başka bir soru daha var.
DEM siyaseti, bütün bu siyasi hafızanın neresinde?
Neden aynı soru DEM'e sorulmuyor?
Neden Türkiye'de siyasi değişim denildiğinde akla neredeyse yalnızca AK Parti ve MHP geliyor?
Çünkü DEM siyaseti de dün bugünkü yerde değildi.
2015 seçimlerini hatırlayalım.
Selahattin Demirtaş'ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözü, sadece bir seçim sloganı değildi. O dönemin siyasetinde HDP'nin Erdoğan'ın siyasi projesinin karşısında konumlanmasının simgesiydi. Erdoğan'ın başkanlık hedefinin engellenmesi, HDP'nin siyasi mücadelesinin önemli başlıklarından biriydi.
HDP, özellikle İstanbul gibi kritik yerlerde aday çıkarmayarak Erdoğan ve Cumhur İttifakı karşısındaki muhalefetin kazanmasına katkı sağlayan bir tercih yaptı.
2023'te ise HDP/Yeşil Sol Parti, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekledi.
Bunların hepsi meşru siyasi tercihler olabilir.
Fakat bugün bunları hatırlamak da........
