Eskiden böyle değildi diyorsanız, yalnız değilsiniz
Bugün Kırıkkale'ye baktığınızda genişleyen caddeler, yeni binalar, alışveriş noktaları, üniversite çevresindeki hareketlilik ve değişen mahalle yapısıyla karşılaşıyorsunuz.
Fakat bu görüntünün arkasında başka bir Kırıkkale daha var.
İnsanların birbirini tanıdığı, esnafın müşterisinin adını bildiği, bir haberin şehir içinde birkaç saat içerisinde herkes tarafından duyulduğu bir Kırıkkale...
Belki de bugünün en büyük kaybı bu.
Çünkü şehir büyüdükçe insanlar birbirine yaklaşmıyor.
Tam tersine, bazen birbirlerinden uzaklaşıyor.
Aynı caddede yürüyen insanların birbirini tanımadığı, aynı apartmanda yaşayanların birbirlerinin kapısını hiç çalmadığı bir şehir hayatına doğru ilerliyoruz.
Bu yalnızca Kırıkkale'nin problemi değil.
Türkiye'nin birçok şehrinde aynı değişim yaşanıyor.
Fakat küçük şehirlerde bunun etkisi daha fazla hissediliyor.
Çünkü küçük şehirlerin en önemli sermayesi nüfus değildir.
Bir dükkân kapanınca aslında ne kapanıyor?
Kırıkkale'nin eski esnafıyla konuştuğunuzda sık sık aynı cümleyi duyarsınız:
“Eskiden böyle değildi.”
Bu cümleyi yalnızca nostalji olarak görmemek gerekir.
Çünkü bir esnaf 20, 30 veya 40 yıl boyunca aynı yerde çalıştıysa, aslında o dükkân sadece ticaret yapılan bir yer değildir.
O dükkân, şehrin canlı arşividir.
Hangi mahalle büyüdü?
Hangi sokak eskiden daha hareketliydi?
Hangi ürün yıllar içinde pahalandı?
Hangi meslek artık neredeyse unutuldu?
Bütün bunların cevabı, çoğu zaman resmi kayıtlarda değil, esnafın hafızasında saklıdır.
Bir dükkân kapandığında sadece bir tabela kaybolmaz.
Bir şehir hafızası da sessizce kapanır.
İşte bu nedenle Kırıkkale'de eski esnafın anlattığı her hikâye aslında bir şehir belgesidir.
Peki gençler bu şehri nasıl görüyor?
Bugünün Kırıkkale'sini anlamak için yalnızca geçmişe bakmak da yeterli değil.
Çünkü şehrin geleceği gençlerin gözünde şekilleniyor.
Özellikle üniversite öğrencileri açısından Kırıkkale'nin ayrı bir hikâyesi var.
Bir tarafta daha sakin ve görece küçük şehir yaşamı...
Diğer tarafta Ankara'ya yakınlığın getirdiği hareketlilik...
Bir tarafta öğrencilerin barınma ve geçim mücadelesi...
Diğer tarafta şehirde yeni bir hayat kurma çabası...
Bugün bir öğrencinin şehirden beklentisi, 20 yıl önce bir öğrencinin beklentisiyle aynı değil.
Artık yalnızca bir ev ve okul yeterli görülmüyor.
Sosyal hayat isteniyor.
Ulaşım kolaylığı isteniyor.
Uygun fiyatlı yemek isteniyor.
Güvenli ve yaşanabilir mahalleler isteniyor.
Kültürel etkinlikler isteniyor.
Kısacası gençler artık sadece “okuyacak bir şehir” değil, “yaşayacak bir şehir” arıyor.
Çünkü bir şehir gençlerini yalnızca üniversite döneminde ağırlayıp mezuniyetin ardından uğurluyorsa, burada düşünülmesi gereken yalnızca gençlerin tercihi değildir.
Şehrin kendisinin gençlere ne sunduğu da........
