Hukuksuzluğun zaferi mi, çöküşün başlangıcı mı?
Amerika Birleşik Devletleri, 2026’nın ilk haftalarında bir süper güçten çok, bir distopyayı andırıyor. Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi; “Önce Amerika” sloganının arkasına gizlenen izolasyonist, sert ve hukuk dışı uygulamalarla şekilleniyor. İçeride polis şiddeti ve kitlesel deportasyonlar, dışarıda ise uluslararası hukuku yok sayan askeri ve siyasi müdahaleler, Washington’un yeni normalini oluşturuyor.
Minneapolis ve St. Paul’da federal ICE ajanlarının sivilleri hedef alması, Venezuela’ya yönelik “Absolute Resolve” operasyonu ve El Salvador’daki CECOT hapishanesine gönderilen göçmenlerin dramı, Trump yönetiminin “güvenlik” kavramını nasıl bir baskı aracına dönüştürdüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.
Trump bu ölümleri ve hukuksuzluk iddialarını nasıl savunuyor? Her zamanki refleksiyle:
“Suçluları deport ediyoruz, Amerika’yı güvenli kılıyoruz.”
Resmî açıklamalara göre ICE, son aylarda 622 binden fazla göçmeni sınır dışı etti; binlerce çete üyesi yakalandı. Ancak sahadaki gerçeklik çok daha karanlık. Bu operasyonlar, mahkeme kararlarını yok sayan, sivil gözlemcileri ve hatta Amerikan vatandaşlarını dahi hedef alan bir federal güç gösterisine dönüşmüş durumda. Sadece Minnesota’da altı ölüm vakası rapor edildi; on binlerce kişi sokaklara döküldü.
Yüksek Mahkeme’nin........
