Peygamberimizin izini sürmeye dikkat edeceğimiz Ramazan ayındayız!
Peygamberimizin izini sürmeye dikkat edeceğimiz Ramazan ayındayız!
Yara bere içindeyiz. Eller, ayaklar, gözler, kulaklar yaradılış hikmetinden kopmuş. Yürekler ezilmiş, zihinler paramparça olmuş. İnsanî yönler kaybolup insanlık çöle dönmüş adeta… Silkinmemizin, iç muhasebe yapmamızın “zor zaman”ı aşmamızın, fıtratımıza uygun yolun adımlarını atmamızın günleri bu günler. Günah ve isyan kirlerinden yıkanmaya temizlenmeye/arınmaya, üşüyen/titreyen ruhumuzu secde sıcaklığı ile ısıtmaya o kadar ihtiyacımız var ki.
“İnsanların Müslüman olmaları için neredeyse kendini helâk edeceksin” diye hitap edilen bir Peygamber’in izinde olmalıydık. İnsanların önüne, onları İslâm’a götürecek cennet bahçeleri açmalıydık. Bir “nefs muhasebesi” yaparak kimseyi değil, kimsenin imanını değil, kendimizi yargılamalıydık önce. Peygamberimiz ne verdiyse onu alan, neyi yasakladıysa ondan kaçınmanın adımlarını atıp, Din’in “samimiyet” olduğunu idrak etmeliydik. Sonra dönüp sormalıydık kendi kendimize: Peygamberimize ulaşmayı kolaylaştırdık mı, zorlaştırdık mı, müjdeledik mi, nefret mi ettirdik? İnsanların bize bakıp İslâm’la ilgili kararlar verdiğini hatırımızda tuttuk mu? Acaba bizler, Rasûlullah etrafında halkalanan insanlar gibi kenetlenebildik mi birbirimizle? Mahşerde, Allah huzurunda dizilecek ve bütünüyle şefkat, merhamet ve rahmet dolu bir yüreği yansıtacak insanlar gibi mi, yoksa kervan mallarına yetişebilmek için Rasûlullah’ı minberde tek başına bırakanlar gibi miyiz? Bir zorlukla karşılaşıldığında, Huneyn’de Rasûlullah etrafında siper olanlar gibi mi hissettik kendimizi, yoksa darmadağın olanlar gibi mi? Belâlar dalga dalga üzerimize geldiğinde, inancımız mı arttı ümitsizliğimiz mi? Birbirimizi sevmenin iman kadar değerli olduğunu........
