menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gücün hukukuna çelikten cevap

19 0
09.05.2026

Gücün hukukuna çelikten cevap

Dünya kelimenin tam anlamıyla bir ateş çemberinden geçiyor. Bir yanda ABD-İsrail ekseninin pervasızca tırmandırdığı ve Hürmüz Boğazı'nın kilitlenmesine varan bölgesel savaş sarmalı… Diğer yanda Gazze’deki o büyük soykırımın ardından Lübnan’ı vuran, Suriye’yi tehdit eden ve gözünü daha da kuzeye dikmekten çekinmeyen dizginsiz bir İsrail Siyonizmi.

Kuzeyimize bakıyoruz; Ukrayna savaşıyla derinleşen Rusya korkusu, Avrupa’nın iliklerine kadar işlemiş durumda. Trump yönetiminin Transatlantik ilişkilerde yaptığı sarsıntı ve ABD’nin güvenlik şemsiyesini kıtanın üzerinden çekmesiyle birlikte, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana süregelen Avrupa güvenlik mimarisi adeta çöküşün eşiğinde. NATO tartışmaya açılmış, "stratejik özerklik" masalları anlatan Avrupa başkentleri ise kendi göbek bağlarını kesememenin çaresizliği içinde kıvranıyor.

Küresel sistemin bu büyük türbülansı bize çok acı ama bir o kadar da net bir gerçeği haykırıyor: Uluslararası hukuk ölmüştür. Artık sahnede sadece "güç" konuşuyor. Bunun en çarpıcı ve yüzsüz itirafına da bizzat ABD Başkanı Trump’ın sözlerinde şahit olduk. İran'a yönelik operasyonları anlatırken nükleer endişelerini dile getiren Trump, aslında yeni dünya düzeninin gayriresmi anayasasını şu cümleyle ilan etti: "Eğer İran nükleer silaha sahip olsaydı, bugün belki de burada olamazdık." Bu itiraf; haklının değil yalnızca "güçlünün" kural koyduğu, uluslararası hukukun ise sadece zayıfları terbiye etmek için kullanılan bir kırbaca dönüştüğünün kanıtıdır. Bir zorbalık düzeninde yaşıyoruz. Kendi silahını üretemeyen, kendi caydırıcılığını masaya koyamayan devletlerin bu yeni harita tasarımlarında hayatta kalma şansı yok.

İşte tam bu jeopolitik kırılmanın merkezinde, geçtiğimiz hafta İstanbul'da kapılarını........

© Yeni Akit