Kriz Aynasında İslam Dünyası: Güç Mücadelesi mi, Vicdan Uyanışı mı?
Kriz Aynasında İslam Dünyası: Güç Mücadelesi mi, Vicdan Uyanışı mı?
İslam coğrafyası uzun zamandır yalnızca sınırların değil, anlamın da kuşatıldığı bir dönemden geçiyor. Gazze’den Ortadoğu’nun kırılgan dengelerine, küresel güç savaşlarından iç çekişmelere kadar uzanan tablo, meselenin sadece askeri ya da diplomatik olmadığını gösteriyor. Bu kriz aynı zamanda ahlaki, zihinsel ve manevi bir krizdir.
Bugün sorulması gereken soru şudur: Sorun gerçekten sadece dış baskılar mı, yoksa iç çözülme mi?
Kur’ân’ın açık çağrısı hâlâ geçerliliğini koruyor: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.” (Âl-i İmrân 3:103)
Bu çağrı, salt siyasi birlik değil; ortak vicdan, ortak akıl ve ortak adalet zemini inşa etmeyi emreder. Tarih boyunca çözülüşler dış darbelerle değil, iç bağların zayıflamasıyla başlamıştır.
Büyük düşünürlerin işaret ettiği temel gerçek şudur: Toplumun çürümesi, bireyin iç dünyasındaki çözülmeyle başlar. Kalp zaafa uğradığında fikir savrulur; fikir savrulduğunda siyaset sertleşir; siyaset sertleştiğinde adalet kaybolur.
Bir toplumun en büyük zafiyeti askeri eksiklik değil, hakikat duygusunun aşınmasıdır.
Bugün Müslüman toplumlarda görülen tablo da budur:
Mezhep ve kimlik çatışmaları,
Güç merkezli siyaset,
Eğitim ve bilgi üretiminde gerileme.
Bu tabloyu yalnızca dış güçlere bağlamak kolaydır; fakat........
