menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Anadolu İhtilali”

34 0
04.07.2026

Fikir namusuna sahip Kemalist yazarlardan Sabahattin Selek, “Anadolu İhtilali” adlı kallavi kitabının sonunda, erken dönem cumhuriyet idaresinin bir karnesini çıkarmaya çalışır. “Neler başarıldı, neler başarılamadı” gibi bir tasnife girişir. 

Burada, adalet duygusunu ve tutarlılığı elden bırakmadan; ideolojik cambazlıklara, manipülasyonlara tevessül etmeden bazı çok önemli ve değerli tespitlerde bulunur. Bunlardan bazılarını sizinle de paylaşmak istiyorum.

Selek, “Laiklik, Türk toplumunun İslam uygarlığından batı uygarlığına geçebilme şartı idi” dedikten sonra, cumhuriyet idarecilerinin ‘laik bir devlet kurabildiklerini, ama laik bir toplum yaratamadıklarını’(esefle) tespit eder. Bunun nedenlerinden bazılarını şöyle ifade eder:

“Atatürk rejimi, gerçek anlamıyla halkçı olamamış ve halkçılık bir özenti, bir fantezi halinde kalmıştır.”

Selek, “fantezi” diyor, propaganda demiyor. Oysa doğrusu, halkçılığın bir propaganda aracı olarak kullanılmış olması… 

Selek “devletçilik” fikrini de ele alıyor.

 “Devletçilik fikri, Anadolu İhtilalinin felsefesinde kuvvetli bir unsur olarak mevcuttu. Mustafa Kemal Paşa 1 Mart 1922 günü, Meclisi açış nutkunda, ‘kamu yararını doğrudan doğruya ilgilendiren kurumları ve teşebbüsleri devletleştireceğiz’ demek suretiyle, devletçi görüşü tereddüde hiç yer bırakmayacak kesinlikle belirtmişti. Fakat, zaferden sonra ihtilal, kendi felsefesine bu noktada ihanet etti.”

İhanet ifadesi bugün için bile fazla cüretkâr geliyor kulağa. Zaferden sonra iddialardan bir bir vazgeçilmesi, reel politiğin dayatmalarına boyun eğilmesi, İktisat Kongresi’nde Gazi’nin “devletçilikten tek kelimeyle bile söz etmemesi”, Selek gibi bir Kemalist’i bile öfkelendirmiş olabilir.

“17 Şubat 1923 günü İzmir'de toplanan İktisat Kongresi ile Yeni Türk Devletinin Milli kapitalist ekonomiyi benimsediğini görmekteyiz. Gazi Mustafa Kemal Paşa, kongreyi açış nutkunda devletçilikten tek kelimeyle bile söz etmemiştir. Gerçi bu kongrenin biraz da politik sebeplerle düzenlendiği sezilmektedir. Fakat, Lozan Antlaşması imzalandıktan sonraki uygulama, Türkiye İktisat Kongresinde beliren eğilimin (Milli Kapitalist Ekonomi) Devletçe benimsendiğini ortaya koymaktadır.”

Yani Türkiye milli kapitalist ekonomi ile “emperyalist sistem içinde kalmaya devam” edeceğini ilan ediyor dünyaya. Peki Milli Mücadele’ye “yüklenen” “anti emperyalist” anlama ne oldu? 

Yoksa bu anlam, bir çarpıtma mıydı? Aslında emperyalistlere karşı olunduğu falan yok muydu? 

Selek 1923 yılından 31’e kadar devletçi anlayışın terkedildiğini tespit ederken........

© Yeni Akit