Müslüman yazarınvaaz mes’ûliyeti
Müslüman yazarınvaaz mes’ûliyeti
AHMET TALİB ÇELEN
Ömer Lekesiz Bey, sağlam duruşlu çok güzel yazılara imza atıyor.
Son yazısı “Vaazdan kaçış” (Yeni Şafak, 25. 07. 2012)
Ömer Bey yazısında “vaaz” ve “nasîhat” kelimelerinin sözlüklerdeki mânâları üzerinde duruyor, Müslüman yazarların bile modern roman anlayışı tesîri altında “vaazdan kaçma”yı matah saydıklarını oysa Müslüman yazarların “vaaz mes’ûliyeti”nden kaçmamaları gerektiğini kendine has dik ve net üslûbuyla anlatıyor. (Yazıyı mutlaka okuyunuz)
Lekesiz’in yazısını okuyunca bizim câmiadan bazı yazarların (aslında çoğunun) eserlerinin solcular, hatta bizim câmiadan birçokları tarafından “hidâyet romanı” diye küçümsendiğini, hattâ alaya alındığını hatırladım da içim yandı. Kurgunun, anlatımın kalitesini bir tarafa bırakalım, bir eserin “hidâyete erdirme” gâyesi gütmesi başlı başına bir suç, çirkinlik ve nakîsa mıdır? Böyle bir maksadım olmayacaksa ben yazar olarak ne yapmış olacağım? Eser, yazarın ameli... Hesabını verecek. Ne diyecek Allah’a? Eğer, hidâyet (burada vaaz diyebiliriz) gâyem olmayacaksa, yazmaktansa oturur Kur’an okurum, ibâdet yaparım, câmi cemaatiyle muhabbet ederim... Hattâ kahveye gitmek, aylak aylak dolaşmak, uyumak, balık avına gitmek hesâbı daha kolay verilecek işlerdir.
Bir mâlûmu i’lam cümlesi: Bizim câmia iki büyük “hidayet romancısı” çıkardı: Şule Yüksel Şenler ve Ahmet Günbay Yıldız... İkisi de aynı suçlamayla muhatap. Zâten o suç zikredilince derhal bu ikisi akla gelir. Hiçbir solcu kaynakta romancı diye isimleri geçmez. At üstüne toprağı... Romanlarının edebî bir kıymetinin olmadığını neredeyse herkesin kabul ettiği Ahmet Mithat Efendi’nin bile “okumayı geniş halk kitlelerine yaydı-sevdirdi” diye edebiyat târihlerinde yeri vardır da eserlerinin birçoğu........
