Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye
Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye
Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye
Küresel Hegemonya Çatlağı
21. yüzyılın ilk çeyreği, kapitalist-emperyalist sistemin geçici bir dalgalanma değil, tarihsel ölçekte bir yapısal kriz içinde olduğunu gösteriyor. 2008 finansal çöküşü sıradan bir piyasa daralması değildi; merkez kapitalist ülkelerde sermaye birikim modelinin sınırlarına dayanıldığının açık ilanıydı. Kriz para basma, düşük faiz, borç genişlemesi ve finansal şişirme ile ertelendi; fakat üretim ile finans arasındaki kopuş giderilemedi.
Bugün dünya ekonomisi aşırı birikim, kâr oranlarının düşme eğilimi, devasa kamu ve özel borç yükü ve spekülatif finans şişkinliği üzerinde ayakta tutulmaktadır. Reel üretimde yeterli kârlılık sağlanamadıkça sermaye ya finansal araçlara ya teknoloji tekellerine ya da doğrudan savaş ekonomisine yönelmektedir. Bu nedenle artan silahlanma yalnızca jeopolitik gerilimin sonucu değil, aynı zamanda birikim krizinin yanıtıdır. Savaş, kriz koşullarında sermaye için yeni bir dolaşım ve kârlılık alanı üretmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri hâlâ küresel finans sisteminin merkezidir. Dolar rezerv para konumunu sürdürmekte, askeri üstünlük korunmaktadır. Ancak hegemonya yalnızca askeri güçle sürdürülemez; ekonomik cazibe, teknolojik liderlik ve ideolojik meşruiyet gerekir. Bu alanlarda belirgin bir aşınma yaşanmaktadır.
Çin üretim kapasitesi, yüksek teknoloji yatırımları ve Kuşak-Yol girişimi ile küresel değer zincirlerinde ağırlık kazanmaktadır. Yarı iletkenler, yapay zekâ, enerji dönüşüm teknolojileri ve nadir toprak elementleri üzerindeki rekabet, klasik askeri üstünlüğün ötesinde bir sistem mücadelesine işaret etmektedir. ABD’nin ihracat kısıtlamaları ve tedarik zinciri yeniden yapılandırmaları bu çatışmanın ekonomik cephesidir.
BRICS genişlemesi ve yerel para birimleriyle ticaret girişimleri dolar hegemonyasına karşı sınırlı ama stratejik bir meydan okumadır. Ancak bu hamleler kapitalist dünya sisteminden kopuş anlamına gelmez. Çok kutupluluk, emperyalizmin ortadan kalkması değil; eşitsiz gelişim yasasının yeni bir güç dağılımı üretmesidir. Yükselen güçler de küresel sermaye sisteminin içindedir.
Hegemonik gerileme tarihsel olarak çatışma eğilimini artırır. Bunun somut örneği Ukrayna savaşıdır. Bu yalnızca iki devlet arasındaki bir savaş değil; NATO genişlemesi, enerji hatları ve Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden inşası üzerinden yürüyen bir bloklaşma momentidir. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği Baltık hattını doğrudan Rusya sınırına taşımış, askeri kutuplaşmayı keskinleştirmiştir. Bu, hegemonik aşınmanın zor aygıtlarıyla telafi edilmeye çalışıldığını göstermektedir.
NATO’nun Dönüşümü ve Savaş........
