Sovyet Rusya, sömürge haklarının mücadelesini unuttu
Yıldırım Koç yazdı…
Şevket Süreyya’nın “sosyalizme yönelmiş kapitalist olmayan yol” stratejisini ve Sovyetler Birliği ve Komintern karşısındaki bağımsızlıkçı ve milliyetçi tavrını anlayabilmek için, Sovyet Rusya’nın 1919 yılında Avrupa’da devrimlere bel bağlaması, 1920 yılında Polonya yenilgisinden sonra sömürgeleri ayaklandırarak veya ayaklandırma tehdidinde bulunarak emperyalist İngiltere’yi ticaret yapmaya zorlaması ve ardından sömürge halklarını, İngiltere ile yaptığı ticaret anlaşmasıyla “unutması”nı bilmek gerekir.
Britanya Hükümeti (İngiltere) ile Rusya Sosyalist Federal Sovyet Cumhuriyeti arasında 16 Mart 1921 tarihinde Londra’da R.S.Horne ve L.Krassin tarafından imzalanan bir ticaret anlaşması yapıldı. Bu ticaret anlaşmasına göre, Sovyet Rusya, İngiliz sömürgelerinde anti-emperyalist propaganda ve çalışma yapmama taahhüdünde bulunuyordu. Diğer bir deyişle, 1920 yılında Bakü Doğu Halkları Kurultayı’nda alınan kararlar ve yapılan çağrılar, Sovyet Rusya’nın milli çıkarları için çöpe atılıyordu. Anlaşmanın ilgili bölümü şöyleydi:
“İşbu anlaşma aşağıdaki koşulların yerine getirilmesine tabidir:
“Her iki taraf da diğerine karşı düşmanca eylem veya girişimlerde bulunmaktan ve kendi sınırları dışında Britanya İmparatorluğu veya Rus Sovyet Cumhuriyeti kurumlarına karşı doğrudan veya dolaylı herhangi bir resmi propaganda yapmaktan kaçınır. Daha da önemlisi, Rus Sovyet Hükümeti, özellikle Hindistan ve bağımsız Afganistan Devleti’nde, Asya halklarından herhangi birini Britanya çıkarlarına veya Britanya İmparatorluğu’na karşı herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaya teşvik etmek için askeri, diplomatik veya başka herhangi bir eylem veya propaganda girişiminde bulunmaktan kaçınır. Britanya Hükümeti, eski Rus İmparatorluğu’nun bir parçası olan ve artık bağımsız hale gelen ülkeler açısından Rus Sovyet Hükümeti’ne benzer bir taahhütte bulunur.
“”Herhangi bir resmi propagandanın yürütülmesi” ifadesinin, tarafların kendi sınırları dışında yürütülen herhangi bir propagandaya yardım veya teşvikte bulunmasını da içerdiği anlaşılmaktadır.”
Diğer bir deyişle, Sovyet Rusya, 1920 yılında sömürgeleri ve yarı-sömürgeleri emperyalizme karşı ayaklandırma konusunda alınan kararları, kendi milli çıkarları uğruna, bir anda iptal etti ve emperyalist İngiltere ile anlaşarak ve ihtiyaç duyduğu ticareti başlatarak, ülkedeki açlık sorunuyla baş etmeye çalıştı. Tabii, bu kararın alınmasında, Sovyet Rusya’nın milli çıkarlarının önde olmasının yanı sıra, Türkiye dışında hiçbir ülkede anti-emperyalist bir mücadelenin ortaya çıkmamış olması da söz konusuydu. Böyle bir mücadelenin iç dinamikle gelişmediği bir sömürgede Sovyet Rusya’nın, “süngünün ucunda devrim ihracı” yoluyla anti-emperyalist bir savaş yürütecek ekonomik ve siyasi gücü de yoktu. Ayrıca, savaş komünizmi stratejisi terk edilerek NEP (Yeni Ekonomi Politikası) başlatıldı.
Özetle, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin mücadelesi, Sovyet Rusya’nın milli çıkarları için “unutuldu”. Tabii, Sovyet Rusya’nın “milli çıkarları”, “dünya sosyalizminin çıkarları” olarak sunuldu. Sovyetler, daha sonraki yıllarda da “enternasyonalizm” adına milli çıkarlarına öncelik verme çizgisini devam ettirdi ve sömürge ülkeleri bu amaçla kullandı.
Şevket Süreyya’nın eski TKP ve Komintern’le anlaşmazlığının ve Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye’ye özgü bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik sosyalizm anlayışına yaklaşmasının nedeni, Sovyet Rusya’nın bu tavrıdır.
Mustafa Kemal Paşa’nın ve Şevket Süreyya’nın çizgisi, Marks’ın sömürgeler konusundaki tavrının dördüncü evresiydi; sömürge ve yarı-sömürge halklarının bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik bir sosyalizm modelini veya sosyalizme yönelik kapitalist olmayan yol stratejisini gerçekleştirmesiydi.
Lenin, İkinci Enternasyonal önderlerinden farklı olarak sömürgelerin devrimci potansiyelini kavradı. Ancak onun yaklaşımı da Avrupa işçilerinin sosyalizm mücadelesini temel alıyor, sömürge halklarının kurtuluş mücadelesini Avrupa işçilerinin mücadelesine bağımlı kılıyordu.
Lenin, daha 1908 yılında, “Dünya Politikasında Tutuşacak Malzeme” başlıklı yazısında şöyle diyordu: “Sınıf bilinçli Avrupa işçisinin şimdi Asya’da yoldaşları vardır ve bunların sayısı büyük bir hızla büyüyecektir. (Lenin, The National Liberation Movement in the East, Third Revised Edition, Progress Publishers, Moscow, 1969;33)
Lenin 1908 yılında yazdığı “Balkanlar ve İran’daki Olaylar” yazısında, Rus-Japon Savaşının ve 1905 Rus Devrimi’nin Asya halklarının siyasi uyanışına büyük bir güç verdiğini belirtiyordu. (Lenin,1969;37)
Lenin, 1911 yılında yayımlanan bir yazısında da şöyle yazıyordu: “Rus devrimi Asya’nın her tarafında bir demokratik devrimler çağı başlattı ve şimdi 800 milyon insan tüm uygar dünyanın demokratik hareketine katılmaktadır.” (Lenin,1969;53)
Lenin’in 1913 yılında yayımlanan “Geri Avrupa ve İleri........
