menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir millet oluşturmak

255 0
19.03.2026

www.yildirimkoc.com.tr

Cumhuriyet’in devraldığı toplum, Türkler büyük çoğunlukta olmasına karşın Türkler arasında milli kimlik ve bilincin yeterince gelişmediği, farklı etnisitelerin ve inançların bir arada bulunduğu bir toplumdu. Birçok insan, “sen kimsin?” sorusuna, inancı ve aşiretiyle yanıt veriyordu. Bu insanlardan milli kimliği gelişmiş, çağdaş bir Türk milletinin yaratılması Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde verilen büyük bir mücadeleyle gerçekleştirildi. “Etrâk-ı bî-idrâk”ın (anlayışı kıt Türkler) yerini “ne mutlu Türküm diyene”nin alması kolay olmadı.

Bir milletin oluşmasında önce bir devletin kurulması son derece önemlidir. 

İtalya’nın bütünleşme sürecinde önemli bir devlet adamı olarak görev alan Massimo d’Azeglio (1792-1866), 1860 yılında yeni oluşan birleşik İtalya krallığı parlamentosunun ilk toplantısında yaptığı konuşmada “İtalya’yı yaptık; şimdi İtalyanları yapmalıyız” diyordu. Bu tarihlerde İtalya’nın bir parçası olan Sicilya’da nüfusun ancak yüzde 2,5’lik bir bölümü günlük ilişkilerinde İtalyancayı kullanıyordu. Sicilya’da kullanılan İtalyanca da diğer bölgelerden çok farklıydı. 1860’lı yıllarda Sicilya’ya İtalyan devleti tarafından gönderilen öğretmenlerin İngilizce konuştuğu sanılmıştı. (Hobsbawm, E., The Age of Capital 1848-1875, Charles Scribner’s Sons, New York, 1975;89)

1918 yılından sonra oluşan yeni bağımsız Polonya’nın önderi Pilsudski, “milleti yapan devlettir; devleti yaratan millet değildir” diyordu. (Hobsbawm, E., The Age of Empire 1875-1914, Vintage Books, New York, 1989;148)  

Eric Hobsbawm da şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Bu nedenle devletler “milletler”i yarattı. (…) Fransız cumhuriyeti, köylüleri Fransızlara dönüştürdü.” (Hobsbawm,1989;150) 1789 yılında Fransız Devrimi gerçekleştiğinde Fransa’da yaşayanların yüzde 50’si Fransızca konuşmuyordu. Toplam nüfus içinde doğru düzgün Fransızca konuşanların oranı ise yüzde 12-13 düzeylerindeydi. (Hobsbawm, E., Nations and Nationalism Since 1780, Programme, Mythe, Reality, Cambridge University Press, 2003;60) 

Osmanlı’dan devralınan demografik ve toplumsal yapıdan bir millet yaratılabilmesinin önkoşullarından biri, üniter devlet yapısıydı. Federal bir devlet yapısı, farklı bölgelerin insanlarının bir milli kimlik altında bütünleşmesini çok zorlaştıracaktı. 

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen demokratik devrimin önemli bir görevi, aşirete, kabileye, etnisiteye, inanca, yöreye göre bölünmüş ve eğitim olanağından yoksun halkı, çağdaş bir ulusa dönüştürebilmekti. Yaratılan ulus-devletin bağımsızlığının güvencesi, milli kimliği belirgin ve önde olan çağdaş bir milletin varlığıydı. 

Ulaştırma olanaklarının ve insanların pazarlayabilecekleri ürünlerin son derece sınırlı olduğu koşullarda ekonomik bütünlükler oluşmadığında, insanların dilleri, örf ve adetleri, gelenekleri yerel düzeyde ayrı ayrı biçimlenir. Bu durumda insanlar kendilerini ya akrabalık ilişkilerine, aşiretine, kabilesine, soyuna ya da inancına göre tanımlar. Aşiret veya kabile düzeyindeki bir kimlikten, etnisiteye geçiş bile ekonomik ilişkilerin gelişmesiyle yakından bağlantılıdır.

Genç Osmanlılar, insanları “Osmanlı” kimliği altında birleştirmeye, bir “Osmanlı milleti” yaratmaya çalıştılar. 1868 yılında Galatasaray’da açılan Mektebi Sultani’nin amaçlarından biri, buraya alınan öğrenciler aracılığıyla Osmanlı milletinin yaratılmasına katkıda bulunmaktı. Emperyalist güçlerin Osmanlı’yı bölmede etnisiteleri kullanma çabası, ülkenin yarı-sömürge yapısı, iç pazarın bütünleşmemiş olması gibi nedenlerle bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı. (Timur, T., Türk Devrimi ve Sonrası, 4. Baskı, İmge Yay., Ankara, 1997;235) 

Sadri Etem 1933 yılında yayımlanan kitabında bu süreci şöyle değerlendirmektedir: 

“Tanzimatçılar yekten bir millet yaratmak istiyorlardı. (…) Eşit fertlerden meydana gelen bir Osmanlı milleti oluşamadı. (…) Memlekette o zaman geniş ve yoğun ileri teknikli üretim sahası olsaydı, bu unsurlar arasında bir kaynaşma vücuda getirmek, Amerika’da olduğu gibi mümkün olurdu. Halbuki Tanzimat ilan olunduğu zaman iş ve üretim sahasında Hıristiyanları Türk tabakaya bağlayacak hiçbir hareket yoktu. İktisadi faaliyetler, aksine, Türklerin elinden çıkıyor, yabancıların eline geçiyordu. Birbirinin zıddına çalışan, ülkü itibarıyla ayrı ayrı birlikler vücuda getiren topluluklardan müşterek bir cemiyet vücuda getirmek imkansızdı.” (Sadri Etem, Türk İnkılabının Karakterleri, Milli Eğitim Bakanlığı Yay., Devlet Matbaası, 1933 (2. Basım, Kaynak Yay., 2007;51)

İttihat ve Terakki Cemiyeti önce “Osmanlıcı”ydı. Sonra dünya Türklerinin birliği veya Turancılık düşüncesine, Pantürkizme kapıldı. 

Türkiye Cumhuriyeti’nde ise farklı bir milliyetçilik gündeme geldi. Mustafa Kemal Paşa’nın ifadesiyle, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti” denecekti. Mustafa Kemal Paşa birçok konuşmasında “Türkiye halkı” ifadesini kullandı. Ermeni ve Yunanlıların 1919 yılında Müslümanların canına, namusuna ve malına karşı başlattıkları saldırılara karşı Müslümanların birliğinin sağlanmasıyla başlayan süreç, anti-emperyalist bir mücadeleye ve ırk ve inanç ayrımı gözetmeyen bir millet oluşturma çabasına dönüştürüldü. Diğer birçok ülkede olduğu gibi, önce Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu; ardından bu devlet, geçmişten devraldığı halkı milletleştirmeye çalıştı.

Tekin Alp’in ifadesiyle, kurtuluştan sonra: “Yeni devleti, yeni vatanı ve yeni Türk’ü yaratmanın nihayet sırası gelmişti.” “Vatan mefhumu, ekseriya, islâmiyet duygusile karıştırılıyor ve hakikî manasını tamamen kaybediyordu. Halbuki Kemalist manasile yeni vatan, bağrında, ancak, yani menfaate, aynı emellere sahib, yekvücud ve tecezzî (bölünme, Y.K.) kabul etmez bir camia teşkil eden yurddaşları toplamıştı. (…)  Kemalist inkılâba yeni merhalesinde düşen vazife bu yeni Türk’leri, bu yeni vatanı ve bu yeni devleti, yeni temeller üzerinde yaratmak, tanzim etmek ve kurmaktı.” (Alp, Tekin, Kemalizm, Cumhuriyet Gazete ve Matbaası, İstanbul, 1936;69-71. Tekin Alp’in birinci baskısı 1928 yılında yayımlanan Türkleştirme kitabı yaşanan süreci açıklaması bakımından çok ilginçtir: Tekin Alp, Türkleştirme, günümüz yazı ve diline aktaran Özer Ozankaya, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 2001)

Hâkimiyeti Milliye Gazetesi 10 Ocak 1920 gününden itibaren Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin yayın organı olarak çıkmaya başladı. Gazetenin imzasız başyazılarının çoğunun Mustafa Kemal Paşa’ya ait olduğu belirtilmektedir. Başyazının Mustafa Kemal Paşa tarafından yazılmadığı durumlarda da onun denetiminden geçtiği bilinmektedir. 

Hâkimiyeti Milliye’de 21 Şubat 1920 günü yayımlanan “Asrın Prensipleri” yazısı, çağdaş bir ulusun yaratılması konusunda Mustafa Kemal Paşa’nın kafasının mücadelenin en başından itibaren çok açık olduğunu göstermektedir. Erzurum ve Sivas kongrelerinde inanç kimliğinin vurgulandığı açıklamaların ardından, aşağıda çeşitli bölümleri aktarılacak makalenin yayımlanması, Türkiye demokratik devrimi sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Makalenin bazı bölümleri şöyledir:

“Irklara bağlı milliyet prensiplerinin ne korkunç emperyalizm istilalarına alet olduğunu, bilhassa ırkın hiçbir yerde hiçbir millet için itiraz edilemez bir esas olamayacağını, bir taraftan Harbi Umumi, diğer taraftan ilmi incelemeler kâfi derecede ispat etti. (…)

“Dolayısıyla asrın prensipleri, karışık, tartışmalı, emperyalizme müsait millet prensipleri değil, her kavmin saadeti ve gelişmesi namına çok müsamahakâr bulunmak esasından doğan barışçı prensiplerdir. Bu şekilde bir milliyet esası ise, ancak geneli itibariyle her milletin çoğunluk teşkil ettiği ve uzun bir mazinin hatıralarına, eski bir medeniyetin eserlerine dayandığı sınır dahilinde yaşayan bütün ahaliyi aynı siyasi ve hukuki vasıflar ile kucaklayacak bir milliyet olabilir. Bunun haricinde ırklara ve ne tarihin ne ilmin açıklıkla tayin edemediği ve ayıramadığı karışık ve kaynaşmış hatıralara dayanarak, bir sınır içinde yaşayan insanları bile birbiriyle mücadeleye sevk edecek bir milliyet prensibi, bu asrın........

© Veryansın TV