Atatürk, burjuva mı, küçük burjuva mı, sosyalist mi?
www.yildirimkoc.com.tr
Vatanımıza yönelik saldırıların arttığı ve emekçi sınıf ve tabakaların hızlı bir mutlak yoksullaşma yaşadığı koşullarda, Türk milleti Atatürk’ü yeniden keşfediyor. Kul sıkışınca yetişen Hızır, Kemalizmdir, Atatürkçülüktür. Ülkemizin bağımsızlığını ve bütünlüğünü savunan ve halkımız üzerindeki baskı ve sömürüye karşı çıkan siyasi yapılar, ancak Kemalizm veya Atatürkçülük konusundaki tavırlarını netleştirirlerse, halkın kitlesel desteğini alabilirler. Bu destek için yalnızca Türk Bayrağı’na sahip çıkmak yeterli değildir. Türk Bayrağı’na sahip çıkılması tabii ki son derece önemlidir; ancak yetersizdir. Atatürk ve Kemalist milliyetçilik konularındaki tavırların netleştirilmesi ve açıklanması gereklidir.
Eski TKP, Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımlı bir örgütlenmeydi. Bu nedenle de Atatürk’e ilişkin tavrı, Sovyetler Birliği’nin dış politikasına bağlı olarak biçimlendirildi. Atatürk düşmanı tavırlarını 2025 yılında yayımlanan bir kitabımda ayrıntılı olarak belgelemiştim. (SSCB’nin Türkiye’yi İşgal Girişimleri, Eski TKP ve Anti-Kemalist Faaliyetler, Pankuş Yay., Ankara, 2025) Eski TKP özellikle 1951 Tevkifatı sonrasında tümüyle açığa çıktı ve etkisini yitirdi.
1960’lı yıllarda gerek Türkiye İşçi Partisi, gerek TİP dışındaki sosyalist çevreler, Atatürk’ün bağımsızlıktan yana, anti-emperyalist, milliyetçi, halkçı, devletçi, devrimci, laik, cumhuriyetçi politikalarını sahiplendi. Sosyalist sol içinde çok saygın bir yeri olan Behice Boran, Vatan Gazetesi’ndeki 9 Eylül 1962 ve 29 Ekim 1962 tarihli yazılarında Atatürk ilkelerinin “çekingen bir sosyalizm” olduğunu yazıyordu. Mehmet Ali Aybar’ın ve TİP’in resmi açıklamalarının genel çizgisi de Atatürkçülükle bütünleşen bir sosyalizmdi.
1960’lı yılların sonlarında bu tavır değişti. Türkiye’nin dış politikasında 1964 yılından itibaren ABD’den uzaklaşma, bağımsızlaşma, Sovyetler Birliği ile ilişki kurma doğrultusundaki gelişme sonrasında, 1965 yılında Molla Mustafa Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi’nin Türkiye kanadının kurulmasından itibaren Amerikan desteğiyle gerici ve ırkçı Kürt milliyetçiliği geliştirilmeye başlandı. 1970 yılı geldiğinde, bu rüzgar sosyalist solun hemen hemen tüm kesimlerini etkisi altına almıştı. 12 Mart 1971 Darbesi sonrasında Atatürk adına yapılan baskılar sonucunda bu eğilim daha da güçlendi. Bir dönem Türk Bayraklarıyla yürüyen ve Atatürk’e sahip çıkan siyasi eğilimlerin 1974 yılından itibaren devamcısı olan siyasi hareketler, gerici ve ırkçı Kürt milliyetçiliğiyle ilişki kurabilmek için Atatürk karşıtlığına başladı. Özellikle 12 Eylül 1980 Darbesi sonrasındaki baskıların “Kenan Evren Atatürkçülüğü” adı altında uygulanması, sosyalist solda Atatürk düşmanlığını getirdi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde de emperyalizmin “iyi polisi sosyal demokrasi”nin hakim kılınması, Atatürk’ten kopuşu hızlandırdı.
Belirli kesimlerde bu tavır değişikliği yaşanırken, halkımızın çok büyük bölümünün Atatürk sevgisi devam etti.
Emperyalizmin vatanımıza yönelik saldırılarının arttığı ve emekçi sınıf ve tabakaların hızlı ve kapsamlı bir mutlak yoksullaşma yaşadığı koşullarda, Atatürk yeniden gündemde. Sorunları artanlar Atatürk’ü yeniden öğrenmeye çalışıyor.
Atatürk, Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımlı eski TKP’nin ileri sürdüğü gibi, burjuva mıydı? Türkiye’de kapitalizmi geliştirmeye mi çalıştı? Türkiye’de burjuvazinin çıkarlarını mı savundu? Osmanlı’nın küllerinden bağımsız, anti-emperyalist, devletçi, devrimci,........
