Muhatap kim?
Önce şu “barış” kavramını yerli yerine koyalım.
Türkiye Cumhuriyeti, terörle mücadele etmektedir. Herhangi bir devletle savaş söz konusu değildir. Karşımızda meşru bir devlet, onun ordusu veya uluslararası hukukun tanıdığı bir muhatap yoktur. Askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi, korucumuzu, kadınları, çocukları ve bebekleri katleden silahlı PKK terör örgütü vardır.
Devlet, terör örgütüyle barış yapmaz. Terör örgütü kayıtsız şartsız silah bırakır, kendisini fesheder, mensupları teslim olur ve işledikleri suçların hesabını bağımsız yargı önünde verir.
Bunun adı barış değildir.
Türkiye’de Türklerle Kürtler arasında bir savaş da yoktur. Aynı mahallede yaşayan, aynı iş yerinde çalışan, aynı safta omuz omuza çarpışan, aynı bayrağın altında geleceğini arayan insanları kim, kimin adına temsil etmeye kalkıyor?
Huzur diyebilirsiniz. Kardeşlik diyebilirsiniz. Milletimizin refahını, güvenliğini ve birliğini güçlendirmekten söz edebilirsiniz. Ama terör örgütünü devletin karşısında taraf gibi gösteren bu kavramı kabul etmiyorum.
Çünkü kullanılan her kelime, muhatabına bir sıfat kazandırır.
Nitekim TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da kanunun kabulünden sonra yaptığı açıklamada, “Bu yasanın meselesi devletin bir grupla barış sağlaması değil. Devlet savaşın içerisine girmedi ki barış olsun.” diyor. Bu tespite katılıyorum. Öyleyse devletin bir grupla barış yapmadığı kabul edilirken, süreç neden ısrarla “barış” kelimesiyle anlatılıyor?
Buna karşılık DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, kanun kapsamındaki dosyalardan cezaevinde bulunan kişiler için “İlk etapta cezaevlerinden 3.800-3.900’e yakın tutsak arkadaşımız çıkacak.” demesi, tam da bu meşrulaştırma çabasının ürünüdür. PKK/KCK kapsamındaki soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet dosyalarında cezaevinde bulunan kişiler için “tutsak” sıfatını kullanmak; sanki iki meşru devlet savaşmış da birbirlerinin askerlerini esir almış gibi bir algı yaratmaktadır. Türk yargısının önündeki kişilere “tutsak” sıfatı vererek terör örgütüne meşruiyet devşiremezsiniz.
Aynı Yasaya Koymadılar Ama…
Kısa süre önce yayımlanan “Çerçeve Yasa Dedikleri: Neyi Nereye Koyacaklar?” başlıklı yazımda bir endişemi dile getirmiştim. Terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlemelerin kamuoyuna daha kolay kabul ettirilebilmesi için gazilerin ve şehit ailelerinin yıllardır bekleyen haklarının kullanılabileceğini söylemiştim.
Aynı kanunun içine koymadılar.
Fakat peş peşe getirdiler.
Gaziler ve vazife malulleriyle ilgili 7594 sayılı Kanun, 9 Ağustos’ta kabul edildi. PKK/KCK mensuplarına özel hükümler getiren 7595 sayılı Kanun ise bir gün sonra, 10 Ağustos’ta Meclisten geçti. TBMM sıra sayıları bile yan yanaydı: 289 ve 290.
Daha dikkat çekici olanı, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un çerçeve yasayı savunurken hemen önce şehit aileleri ve gazilerle ilgili düzenlemenin kabul edildiğini özellikle hatırlatmasıydı. Şehitlerin, gazilerin ve toplum vicdanının kabul edeceği bir denge kurduklarını söyledi.
Gazinin hakkı, terör örgütü mensubuna sağlanan hukukî kolaylığın dengesi olamaz.
Devlet gazisine hakkını veriyorsa borcunu ödüyordur. Bunun karşılığında şehit ailesinden, gaziden ve milletten terör örgütü için çıkarılan kanuna sessiz kalmasını bekleyemez.
Terörsüz Türkiye’ye Değil, Muhataba İtiraz
Daha önce yayımlanan “Türkiye’nin PKK Sorunu” başlıklı yazımda açıkça ifade etmiştim: Türkiye’nin PKK sorunu vardır; Kürt sorunu yoktur.
Bu ülkede yaşayan ve kendisini Kürt olarak tanımlayan vatandaşlarımızın elbette her vatandaş gibi sorunları olabilir. Ekonomik, sosyal, kültürel veya idarî nitelikteki her sorun, devletin meşru kurumları tarafından ciddiyetle ele alınmalıdır. Hükûmet çözüm üretir, Meclis kanun yapar, üniversiteler araştırır, siyasi partiler görüşlerini ortaya koyar.
Fakat Kandil de İmralı da Kürt vatandaşlarımız adına konuşamaz.
PKK, en ağır zararlardan birini bölgede yaşayan ve teröre boyun eğmeyen Kürt vatandaşlarımıza verdi. Köylerini bastı, çocuklarını dağa götürdü, öğretmenlerini öldürdü, iş makinelerini yaktı, korucuları ve ailelerini hedef aldı. Böyle bir örgütü Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi gibi kabul etmek, her şeyden önce o vatandaşlarımıza yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Çerçeve yasanın en tehlikeli tarafı yalnızca bazı cezaları ertelemesi değildir. PKK/KCK’yı adına özel kanun çıkarılan, devlet kurumlarının kendisine göre vaziyet aldığı hukukî ve siyasi bir muhataba dönüştürmesidir.
Örgütün kırk yıldır silahla elde edemediği meşruiyet, şimdi kanun eliyle mi veriliyor?
Çerçevenin İçindeki Büyük Resim
Kanunun adına değil,........
