menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Komandonun hali nice?

15 0
31.05.2026

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Eğirdir’de / Sivri’nin gölgesinde, Kayseri’de/ Erciyes’in dik yamaçlarında, Bolu’nun sisli ormanlarında, binlerce ağızdan yükselen o meşhur yürüyüş kararı, bu ocaklardan geçmiş her askerin ruhuna ve hafızasına altın harflerle kazınmıştır.

“Bir tatbikat var bu gece, Komandonun hâli nice, Hey paraşütçü komando, Vur vur dağcı komando…”

Bu sözler, dışarıdan bakana sıradan bir askerî marş gibi gelebilir. Oysa o nakarat; uykusuzluğun, açlığın, soğuğun, sıcağın, yorgunluğun, iradenin ve ölüme meydan okuma hâlinin notalara dökülmüş ritmidir. Sadece başa mavi bere takmak ile komando olunmuyor. Komandoluk; karakteri çelikleştiren, bedeni geliştiren, ruhu terbiye eden, insana defalarca kendi sınırlarını aştıran özel bir ihtisas seviyesidir.

Bu nedenle son dönemde sıkça duyduğumuz “komando tugaylarının sayısı artırılıyor”, “hedef kırk komando tugayı” gibi haberleri okuduğumda, ömrünün önemli bir bölümünü bu birliklerin içinde geçirmiş, dağın taşın tozunu yutmuş emekli bir asker olarak sormak zorunda kalıyorum:

“Biz gerçekten dağların aslanlarını mı yetiştiriyoruz, yoksa mavi bereyi sıradanlaştırarak ordunun muharebe gücünü mü zayıflatıyoruz?”

KOMANDO NASIL YETİŞİR?

Türk ordusunun komando geleneği, günübirlik kararlarla ortaya çıkmamıştır. Bu kültürün arkasında uzun yıllara dayanan bir kurumsal hafıza, zorlu ve disiplinli bir eğitim süreci, sahada ağır bir bedel ödenerek oluşmuş, şeceresi kanla yazılmış büyük bir tecrübe vardır.

1926 yılında Muğla dağlarında başlayan Dağ Talimgâhı tecrübesi, İzmir Menteş’in sualtı ve su üstü safhaları, Davraz’ın kar ve çığ eğitimleri ve nihayet 1950’lerde Eğirdir’de kurumsallaşan zorlu ihtisas kursları ile bugünkü komando ruhunun temelleri atılmıştır.

Eğirdir bir okul olmanın ötesinde komandonun mayalandığı ocaktır. Orada kursiyerlerimize sadece yürümeyi, koşmayı, tırmanmayı, atlamayı, zıplamayı, yüzmeyi, dalmayı, planlamayı, uygulamayı öğretmedik. Onlara aynı zamanda acıyla baş etmeyi, korkuyu yönetmeyi, yorgunlukla mücadeleyi, sabrı, arkadaşının yükünü omuzlamayı ve gerektiğinde gözünü kırpmadan öne atılmayı, en önemlisi de “takatinin bittiği yerde pes etmemeyi ve yeniden başlamayı” öğrettik.

60’lı-70’li yıllarda Ankara’da Muhafız Alayı bünyesinde filizlenen Paraşütçü ve Dağ Komando taburları, daha sonra Kayseri ve Bolu’ya gönderilerek Türk ordusunun iki efsane komando tugayının çekirdeğini oluşturdu. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda destan yazan bu ruh, 1984’ten itibaren terörle mücadelenin en çetin coğrafyalarında görev aldı.

O dönem Türk ordusu, bölgedeki komando birliği ihtiyacını karşılamak için aceleci davranmadı, bilakis sağlam ve temkinli adımlar atabilmek için tabiri caizse kılı kırk yararak hareket etti. Kayseri ve Bolu’dan bölgeye gönderilen taburlar, Hakkâri’de ve Siirt’te yeni birliklerin mayası oldu. Önce tecrübe gitti, sonra yeniden teşkilatlandırıldı. Önce ruh üflendi, sonra bedenler çelikleştirildi. Ezcümle, önce planlandı, sonra eyleme geçildi.

İşin doğrusu da buydu.

MAVİ BERE TAKMAKLA KOMANDO OLUNUR MU?

Ne yazık ki son yıllarda bu anlayışın yerini giderek daha aceleci, daha yüzeysel ve daha idari bir yaklaşım almaya başladı.

Hendek operasyonları, Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki harekât........

© Veryansın TV