SÖZ YAZARINDAN EUROVISION ŞAMPİYONU "SATELLITE"IN HİÇ ANLATILMAMIŞ HİKÂYESİ
Bir şarkıyı dinlerken hep solist ön plandadır. Işık ona vurur, alkış ona gider… Oysa her şarkının bir de görünmeyen kahramanları vardır; bu kahramanlara ilham veren kişiler, hikâyeler ya da yaşanmışlıklar vardır… Bu kahramanlar şarkıların söz yazarı ve bestecileridir. Ben, ne büyük bir onurdur ki, işte bu kahramanlardan birinin oğlu olarak dünyaya geldim… Babam Aşkın Tuna; "Devlerin Aşkı Büyük Olur", "Beraber Yürüdük Biz Bu Yollarda", “Fırtınalar”, “Gülü Soldurmam”, “Gittiğinde Anladım” gibi dillere pelesenk olmuş, gönüllere dokunmuş 1500’ü aşkın şarkının sözünde imzası olan güçlü bir kalem… Sahnelerde, müzik platformlarında değerli solistlerden dinlediğimiz şarkıların her mısrasında söz yazarının yaşanmışlığından ya da gözlemlerinden süzülen bir hikaye olduğuna çocukluğumdan bu yana bizzat tanıklık ediyorum… Bazen dinleyiciler tarafından şarkılara daha farklı anlamlar yüklenebilmesine rağmen şarkıların söz yazarının anlatmak istediği ilk anlamına bu kadar yakın olmak gerçekten büyük ayrıcalık… Örneğin babamın sözlerini yazdığı ve değerli besteci büyüğüm Hüsnü Üstün’ün bestelediği ve en son çok sevdiğim abim Resul Dindar’ın harika yorumuyla milyonlara ulaşan "Gittiğinde Anladım" adlı eseri çoğu kişi bir sevgiliye yazılmış zanneder… Oysa gerçek hikâye bambaşkadır… 80’li yıllarda bir gün babaannemle tartışan dedem ona çok gücenmiş olacak ki her gün aynı saatte işinden evine dönme disiplinini bozar ve birkaç gün eve geri dönmez, kimseye haber de vermez… Babasına çok düşkün olan babam ise başına bir şey gelmiş olmasından endişelenip soluğu karakol ve hastanelerde alır. Ancak hiçbirinden haber çıkmaz… O dönemde cep telefonları da olmadığından büyük bir çaresizlik içinde evde babasından bir haber çıkmasını beklerken dökülür şu mısralar kaleminden: Aşkımız ne güzeldi Bittiğinden anladım Pişmanlıklar faydasız Gittiğinde anladım… Yani "Gittiğinde Anladım" düşünüldüğü gibi bir aşk şarkısı değil; bir evladın, babasının boş kalan koltuğuna bakarken içinden geçenlerdir ve hikâyesini öğrendiğiniz an, şarkı gözünüzde bambaşka bir yere oturur. İşte bu yüzdendir ki ben yıllardır şarkıların arkasındaki hikâyelerin peşindeyim… Gelin şimdi zamanda küçük bir yolculuk yapalım… Yıl 2010… Yer Oslo… Eurovision tarihinin en ikonik, en unutulmaz gecelerinden biri yaşanıyor… O gece bizim için de ayrı bir yere sahip; çünkü Eurovision sahnesinde Türkiye’yi MANGA temsil ediyor. "We Could Be The Same" ile yarışan grubumuz, robot kız şovu, rock tınıları ve muazzam enerjisiyle salonu ayağa kaldırıyor ve 170 puanla ikinci oluyor… Türkiye'nin yarışma tarihindeki en iyi derecelerinden biri… Moldova adına yarışan SunStroke Project ise yarışmayı 22. bitiriyor ama o sahneden dünyaya dev bir internet efsanesi miras kalıyor: "Epic Sax Guy"… SunStroke Project’i yakından takip ediyorum; hatta grubun kurucusu, kemancısı ve Eurovision şarkıları “Run Away”in de bestecisi Anton Ragoza ile kısa bir süre önce bir röportaj gerçekleştirmiş ve bu röportaja Turktime’daki köşemde de yer vermiştim. Henüz okumamış olanlar bu söyleşiye sayfadaki "Tüm Yazılarım" bölümünden ulaşabilirler… O gece İsveç, tarihinde ilk kez finale kalamıyor ve ülkede adeta ulusal yas ilan ediliyor… Küresel ekonomik kriz yarışmayı öyle vuruyor ki ev sahibi Norveç televizyonu NRK, Eurovision'un maliyetini karşılayabilmek için Dünya Kupası yayın haklarını satmak zorunda kalıyor… Gecenin sonunda 19 yaşındaki genç solist Lena’nın yorumladığı "Satellite" isimli şarkı 246 puanla açık ara birinci olarak Almanya’nın Eurovision’da 1982'den beri süren 28 yıllık şampiyonluk hasretine son veriyor… Şarkının vitrin yüzü Lena idi belki ama ben "Satellite"ın söz yazarı ve de bestecilerinden biri olan Julie Frost'a ulaştım ve ona bu şarkının ortaya çıkış hikayesini sordum… Almanya’ya birincilik kazandıran şarkının söz yazarı olan Frost, bir Amerikalı… Sorularıma Kaliforniya'dan gönderdiği ayrıntılı ve samimi açıklamalarına, genç........
