DÜNYACA ÜNLÜ YILDIZLARIN PR UZMANI EDWARDS: ”ZİRVEYE ÇIKMAK KENDİNİ İŞİNE ADAMAKTAN GEÇER!”
Türkiye’den çıkan bir pop grubunun uluslararası sahneye açılma ihtimali bugün yalnızca o grubun geleceği açısından değil, Türk müziğinin dünyadaki görünürlüğü bakımından da heyecan verici bir gelişme; zira böyle bir çıkış, ülkemizden başka sanatçıların da geçebileceği bir kapı aralayabilir.
“Manifest” bugün işte tam da böyle bir eşiğe doğru ilerliyor. Türkiye’de kısa sürede yakaladığı büyük çıkışın ardından Londra’yı global çalışmalar ve uluslararası iş birlikleri için önemli bir merkez olarak konumlandıran grup, bir yandan 16 Ekim’de OVO Arena Wembley’de ilk Birleşik Krallık konserini vermeye hazırlanırken diğer yandan küresel ölçekte faaliyet gösteren bir yapım şirketiyle anlaşma sürecinde…
Manifest’in bu yeni döneminde öne çıkan isimlerden biri Alan Edwards… The Rolling Stones’tan David Bowie’ye, Prince’ten Spice Girls’e dünya çapında yıldızların kariyerlerinin kritik dönemlerinde iletişim stratejilerini yöneten Edwards, bugün Manifest’in Türkiye dışındaki pazarlarda nasıl konumlanabileceği ve nasıl karşılık bulabileceği üzerine çalışıyor.
Edwards’ın kariyerini dikkat çekici kılan yalnızca birlikte çalıştığı isimlerin büyüklüğü değil. Müzik gazetelerinin bir sanatçının kaderini değiştirebildiği yıllardan televizyon ve müzik kanallarının yükselişine, oradan Instagram ve TikTok’un kesintisiz görünürlük düzenine uzanan yaklaşık yarım yüzyıllık dönüşümü sektörün tam merkezinde yaşayan bir isim Edwards. Üstelik bu tarihin yalnızca tanığı olmadı; dünyaca ünlü yıldızların imajlarının, kamuoyuyla kurdukları ilişkinin ve kariyerlerinin kritik dönemlerinde stratejiyi şekillendiren isimlerden biri olarak bu dönüşümün içinde aktif rol aldı. Bu dünyanın merkezine oldukça genç yaşta girdi Edwards. Müzik basınında başladığı kariyerinde henüz 23 yaşlarındayken organizatör Harvey Goldsmith’ten aldığı bir telefon, önündeki ölçeği bir anda değiştirdi: “Merhaba Alan, ben Harvey. Stones’u temsil etmek ister misin?” Söz konusu “Stones”, elbette The Rolling Stones’du… Edwards kısa süre içinde grubun uluslararası halkla ilişkilerini yürütmeye başladı. O günleri, “Neredeyse bir gecede çok büyük bir sahnenin üzerine çıkarılmış oldum. Muazzam bir baskı vardı. Ama aynı zamanda inanılmaz bir öğrenme süreciydi.” sözleriyle hatırlıyor.
Onun sektördeki yarım asırlık deneyimi ise herkesin kendine pay çıkarabileceği önemli dersler taşıyor. Dünyanın en büyük yıldızlarıyla çalışırken yaptığı gözlemler başarıya ilişkin kimi yerleşik kabulleri tersine çeviriyor. Edwards’ın birlikte çalıştığı insanların belki de en zekisi olarak tanımladığı David Bowie buna iyi bir örnek.
“David büyük ölçüde kendi menajeri gibiydi. Son derece zekiydi. Hatta çalıştığım insanların belki de en zekisiydi.”
Ancak Edwards’ın Bowie’nin zekâsına ilişkin asıl vurgusu, ne kadar çok şey bildiğinden ziyade öğrenmeye ne kadar açık olduğunda saklı:
“Çünkü o, tavsiye alırdı. Profesyonellerin fikirlerini duymak isterdi. Alan, bunun hakkında ne düşünüyorsun?”, “Bu doğru bir yayın olur mu sence?”, “Konuşmamız gereken en doğru gazeteci bu mu?” diye soruyordu.”
Mick Jagger’ın yaklaşımı da benzerdi. Rolling Stones stadyum konserleri verirken Jagger, Edwards’ın bunların en iyi nasıl anlatılacağına ve tanıtılacağına ilişkin görüşünü önemsiyordu.
Oysa bu tablo, Edwards’ın daha küçük ölçekte başarı kazanmış bazı sanatçılarda gördüğü tavırla belirgin bir tezat oluşturuyor. Profesyonel destek alıp yine de kimsenin fikrine ihtiyaç duymadığını düşünenleri anlamakta zorlanıyor ünlü PR duayeni…
“Bu, bir dişçiye gidip hangi dişe nasıl müdahale etmesi gerektiğini sizin anlatmanıza benziyor.”
Edwards işinin ehli profesyonellerle çalışmak ve onların görüşlerine kulak vermek kadar başarının temelinde başka bir unsurun daha bulunduğu görüşünde:
“Başarılı olan sanatçı işini önemser. Günün 24 saati bu işi yaşar. İşinde zirveye çıkabilmek için bir anlamda obsesif olmak zorundasınız!“
Ayrıntılara dikkat etmek, hayranları önemsemek, onlara iyi davranmak, yeni fikirler üretmek ve sürekli daha iyisini aramak da bu anlayışın parçaları… Edwards’a göre gerçek büyüklük yalnızca sanatçının kendi standardını yükseltmesiyle sınırlı değil. İyi profesyoneller sanatçının kariyerine değerli katkılar sunarken, gerçekten büyük ve vizyoner sanatçılar da birlikte çalıştıkları insanları daha iyisini üretmeye zorlayarak onların standartlarını yukarı çekiyor:
“Gerçekten büyük bir sanatçı, PR olarak sizi de sizin onu zorlayabileceğiniz kadar zorlar. Sürekli yeni şeyler için sizi iter. Böylece siz de yaptığınız işin seviyesini sürekli yükseltmek zorunda kalırsınız. Bowie veya Jagger ile çalışmak her zaman böyleydi.”
Edwards’ın anlattıkları, PR’ın işlevine ilişkin yaygın bir kabulü de tersine çeviriyor: Amaç her zaman sanatçıyı daha fazla görünür kılmak değil; ona göre kariyerin bulunduğu noktaya göre ihtiyaç tamamen değişebiliyor:
“Bazen gözden kaçırılmış, unutulmuş bir sanatçının yeniden değerlendirilmesini sağlamaya çalışırsınız. Başka bir sefer hiç tanınmayan bir sanatçının fark edilmesini sağlamaya çalışırsınız. Bir başka durumda ise çok ünlü bir insan bir fırtınadan geçerken onun görünürlüğünü mümkün........
