Gözleri karardı: “Yoksa bu gelen Yıldırım Han mıydı?..”
Bekleyenlerin göstermiş olduğu hürmet ve ifadelerden, namaza gelenlerin kim olduklarını tanımaya çalışıyor, bu hususta pürdikkat kesiliyordu.
Ezân okunmasına daha vardı. Önceden ayarlanmış gölgelik bir yere oturuverdiler.
Abdest, namaz için gelenler elini öpüp yanına diz çöküyor, boyun büküyorlardı. “Kendi memleketimizde din adamlarına, bu kadar değer verilmiyor” diye geçirdi içinden.
Bekleyenlerin göstermiş olduğu hürmet ve ifadelerden, namaza gelenlerin kim olduklarını tanımaya çalışıyor, bu hususta pürdikkat kesiliyordu. Arayıp da bulamayacağı bir fırsatı yakalamıştı.
Gözü, yırtık kahverengi çuha elbiseli, kırmızı kuşaklı, uzun boylu, kara kuru dilenci yoldaşın arkasına isabet eden blok taş döşemeli geniş sokağa takıldı. Çeşitli yaştan insanların hürmet edip muhabbetle çevrelediği kocaman yeşil kavuklu hâkî cübbeli bir zât vakarla kendine doğru geliyordu. Gözleri karardı. “Yoksa bu gelen Yıldırım Han mıydı?” Etrafındakiler de ayağa kalkmış ellerini göğüslerinin üzerinde........
