Alışık olmadıkları kıyafetlerle hedefe doğru yürüyorlardı...
Kafadarlar, plan icabı, şatonun merdivenlerini tırmanmaya başlamadan önce, Kâbus’un ve maiyetinin önünden geçtiler.
İşte yine babaları gibi, evlatları da beraberler omuz omuza. Büyük bir hizmet için, canlarını hiçe sayarak, kefenlerini koltuklarına alıp yollara düşmüşlerdi.
Alışık olmadıkları, sevmedikleri acayip kıyafetler içinde hedefe doğru yürüyorlardı aynı îmânla.
Doğan ile Hasan, elleri ayakları prangalı, diğerleri kılıç kalkanlı şövalye olmuşlardı bugün. Atmaca’nın muzipliği tuttu;
- Bu ne hâl böyle beyim?
Gümüş gibi pırıl pırıl, parıldayan kılıcına, kalın çelik kalkanına ters ters bakan Doğan;
Diyerek, etrafa göz gezdirdi. Kabartmalarla bezeli bölmeler, "aziz" resimleriyle süslenmiş tavanlar, binaya katedral havasını vermişti.
Yanındakinin duyacağı şekilde;
- Sorma! Ahmaklar olmasaydı, dünyanın vay hâlineydi. Kimler mamur edecekti ki?
Kafadarlar, plan icabı, şatonun merdivenlerini tırmanmaya başlamadan önce, Kâbus’un ve maiyetinin önünden geçtiler.
Şövalye kıyafeti içindeki........
