menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nefis, kaos, bunalım, suikast ve ihtilâl

24 1
10.01.2026

İnsanlar berâber yaşamaya meyyâl, hattâ mecbûr olarak yaratıldılar.

Sosyal tesânüd (dayanışma) yâni fertlerin birbirleriyle ihtiyaçtan veyâ psikolojik olarak berâber yaşama isteği, berâberinde birtakım olumsuzlukları da getirdi.

İlk insan Hazreti Âdem’in iki oğlundan birisi yâni Kâbil, Hâbil’i öldürdü. Bu ne demektir: İnsan varsa hırs, ihtiras, kin, nefret, haset ve dehşet vardır.

Bir insanı sebepsiz yere öldürmek, ilâhî ve beşerî dinlerde, hattâ din gibi olan ritüellerde ve âyin karakterlerinde de haramdır, yasaktır, takbîh edilmiştir, şiddetli cezâyı gerektirir.

Fertlere taalluk eden suçlarda, öldürülen veyâ sakat bırakılan kişinin veyâ en yakınının af yetkisi veyâ fidye isteme hakkı vardır. Bu suçlarda mahkemelerin af yetkisi olmamalıdır. Öldürmede kısas olmadığından kan dâvâlarının sürüp gitmesi engellenemez.

İNSAN İNSANI NEDEN ÖLDÜRÜR?

İnsanın tezkiye edilmemiş (arınmamış) hâlinde kötülük emreden bir nefis vardır. Buna “nefs-i emmâre” de denir. Bu ruh gibi değildir. Âlem-i halktandır. Maddedir. Bütün ma’siyet sâhipleriyle ortaklık gösterir. Kötülükte birlikte hareket etmeyi sever. Anarşi ve terör olaylarında bu nefis tetikleyici unsurdur. Hayır ve ibâdet berâberliği cemâ’at şuurudur; rûhun yönlendirmesiyle olur.

Kişi insanlar arsında ibâdetleriyle değil, güzel ahlâkıyla, hilm ve rıfk ile (yumuşak huylu) olmasıyla sevilir. İbâdetler bu iki unsurdan uzaksa pek kıymeti yoktur. Dolayısıyla nerede bir başıbozukluk, düzensizlik, devlete isyan varsa, nefs-i emmârenin yönlendirmesi; nerede de uyumluluk, yardım ve tanzîm varsa orada da tezkiye edilmiş nefsin ve rûhun yönlendirmesi vardır. Bu durumda “İslâmî terör teşkîlâtı” ifâdesi mümkün olmayan bir şeydir. İslâm zâten barış ve selâmet anlamına gelen bir mastardan türetilmiştir. Estetizm, plânlı ve düzenli olmak nefsin arzûlarına uymak değildir. Lüks ve israf nefse tâbi olmanın gereğidir.

İslâm’ın devlet kurumlarında en göze çarpan şey düzenli bir şehirleşmedir. Buna şehirleşme anlamına gelen medeniyet denmiştir. Batı dillerinde “civil” halk, halka âit olmaktır ve bundan da “civilization” yâni medeniyet türetilmiştir. “Uygar” kadar anormal, hiçbir manaya gelmeyen bir kelime tasavvur edilemez. Zâten medeniyet İslâmî anlayışta “ta’mîr-i bilâd ve terfîh-i ibâd” yâni beldelerin mükemmel hâle getirilerek halkın refâhı şeklinde yorumlanmıştır. Güneş dil teorisi ilim dışı bir dil teorisidir. Bu süreçte belediyelere “uray”; belediye başkanlarına da “urbay” denmiştir. Hiçbir etimolojik sözlükte bu kelimeler geçmez. Bu saçmalığa Osmanlı Türkçesinde “mudhike” (komedi) hatta “hâile” (trajedi) demek gerekir. Maalesef dilimiz bir dönemin kabili mümkün olmayan yıkımının izlerini hâlâ silememiştir. Dilimizi mâziden koparmak uğruna kabîle dili hâline sokanlar maalesef başarılı olmuşlardır. Bu da dilde anarşidir ki düzen karşıtlığı ve dil anarşisi demektir.

BÂZI İNSANLAR HUZURDAN NEDEN HUZURSUZ OLURLAR?

Bu sual çok düşündürücü değil mi? Küçük kabîle veya klânlarda törelere tam uyulduğu için düzenin bozulmasına ve uygunsuz davranışlara pek rastlanılmaz. Toplumların hacimleri genişledikçe suç işleme ve düzensizlik de artar. Bu yüzden de dar toplumların kanunları daha mücmel (kısa) toplumlar genişledikçe de kanunlar daha mufassal (detaylı) vazedilmiştir. Tahrif edilmiş Tevrat ve İncil ile Kur’ân-ı kerîm arasındaki farka bakmak lâzım. İlk iki kitâp şerî’ati ile, “Şerî’at-i garrâ-i Muhammediyye” arasındaki fark da bundandır.

Kanunların esas amacı tecziye üzerine binâ edilmiştir. Yâni suç işleyene gereken cezâyı vermektir. “Crime and punishment” (Suç ve Cezâ, Fyodor Dostoyevskiy). Suçlar âmmeye müteallik olunca daha ağır tecziyeler gerekir. Bunlar, devleti tehdît eden terör, sûikast, mala mülke ziyan ve toplu ölüm olayları gibi olağandışı suçlardır.

Bir kıvılcım bir evi, bir küçük ateş bir ormanı nasıl yakarsa, bir fitnenin hâsıl ettiği zarar bir milleti zora sokar. Toplu eylemlerde ferdî irâde yerini güdü irâdesine bırakır. Sloganlarla alevlenen eylem bir anda yıkıcı bir felâkete dönüşür.

İhtilâllerde plânlı ve düzenli bir kalkışma esastır. Bunlar halkın büyük çoğunluğunun bu eylemlere destek verip katılımıyla gerçekleşir. Halk kitleleri bu tip eylemlerde aslî kuvvettir. Fransız Devrimi ve Rus komünizm eylemleri bu cinstendir.

Bir de silâhlı güçlerin ihtilâlleri vardır. İlk ve Orta Çağlarda halkın elindeki silâhla asker........

© Türkiye