menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yemen’de asıl hedef ne?

5 0
previous day

Son günlerde gözümüz kulağımız yine Yemen'e, o bildik bölgeye çevrildi.

Hatırlayın, 7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mekke’de çok kritik bir savunma anlaşmasına imza attı.

Açıkça “Taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı, üçümüze yapılmış sayarız” dediler.

Mürekkebi dahi kurumadan, 31 Ağustos’ta İstanbul’da ilk mekanizma toplantısı yapıldı. Yani iş lafta kalmasın, çarklar dönmeye başlasın istendi.

Ve hemen ardından Husiler yeniden Suudi Arabistan’ı hedef almaya başladı. Hem de ne hedef almak...

Güvenlik alarmı Mekke ve Cidde semalarına kadar uzandı.

İnsan ister istemez “Neden durdular durdular da tam şimdi saldırdılar?” diye soruyor, değil mi?

Orta Doğu okumaları yaparken komplo teorilerine boğulmadan bu coğrafyada bazen bir olayın kendinden çok, ne zaman olduğuna ve kimin işine yarayacağına bakmak gerekir.

Geçenlerde İsrailli bir güvenlik yetkilisinin demecine denk geldim ve “İşte mesele tam da bu” dedim. Adam açık açık şunu söylüyor: “Türkiye ve Pakistan henüz askerî olarak devreye girmedi, bu durum Mekke Anlaşması’nın güvenilirliğini sorgulatıyor.” Sonra da ekliyor: “Bu bizim için Suudi Arabistan’ı kendi yanımıza çekmek ve normalleşme sürecini hızlandırmak için altın bir fırsat.”

Bakın, bu Mekke Anlaşması aslında sıradan bir askerî pakt değil. Bu, bölge ülkelerinin “Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, güvenliğimiz için dışarıdan gelecek abilere ihtiyacımız yok” deme şeklidir.

Yani diplomatik jargondaki adıyla bölgesel sahiplenme. Hâl böyle olunca, bölgenin güvenliğini dışarıya muhtaç olmadan sağlaması, buradan beslenen küresel aktörlerin ve İsrail'in pek de işine gelmiyor.

Ortaya çıkacak her güvenlik boşluğu, Suudları yeniden kendi yörüngelerine çekmek için bir fırsat olarak görülüyor.

Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Neden illa Yemen? Haritanın ücra bir köşesi gibi duruyor değil........

© Türkiye