Türk futboluna yeni bir zihniyet lazım
Türk futbolunda son dönemde yaşananlara yalnızca tek tek olaylar üzerinden bakarsak, asıl resmi kaçırırız.
Bugün herkes aynı sorunun başka bir versiyonunu soruyor TFF Başkanı değişirse ne değişir? Başkan değişince sistem değişecek mi? Değişmeyecekse, neden değişsin?
Bugün önümüzde duran tablo bir kişinin, bir kurulun, bir hakemin veya bir teknik direktörün problemi değil.
Bahis soruşturmasıyla ortaya çıkan tablo, hakem dosyasıyla derinleşen tartışmalar, kulüplerin iflasa sürüklenen mali yapıları, altyapı çölleşmesi, teknik direktör enflasyonu ve bitmek bilmeyen millî takım beklentisi aynı fotoğrafın farklı parçalarıdır.
TFF’nin son beş yıl içinde görev yapmış 448 kulüp yöneticisini bahis soruşturması kapsamında PFDK’ya sevk etmesi, meselenin birkaç kişinin bireysel hatasından ibaret olmadığını gösteriyor.
ABD ve Avrupa'da herhangi bir majör ligde böyle bir liste ortaya çıksaydı, tartışılan şey "kimin ne ceza alacağı" değil, "merkezî denetim ve uyum mekanizmasının nerede iflas ettiği" olurdu.
448 kişilik bir listenin birikmesine seyirci kalan bir yapı, riskleri yönetmiyor, sadece patlayan krizlerin enkazını kaldırıyordur.
Teşhis var. Fakat teşhis ile tedavi arasında bir sistem yok. Bir kurum sorunları tespit edebilir, soruşturma açabilir, başkan veya yönetim değiştirebilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına reform değil... Reform, aynı problemin yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek kurumsal mimariyi inşa etmekten geçiyor.
Türkiye’nin futbolda ihtiyacı tam olarak budur.
Modern futbol sadece 90 dakikadan ibaret bir spor etkinliği değil; kamu diplomasisi, spor bilimi, veri analitiği, finans, uluslararası hukuk, nöropsikoloji ve marka yönetiminin entegre çalıştığı devasa bir endüstridir.
Bu bağlamda, Türk futbolunun yönetim modelini üç ana katmanda, küresel standartlara göre yeniden kurmamız elzem.
Birinci katman: Kulüpler ve Üretim Mekanizması
Yurt dışında spor endüstrisi alanında araştırmalar yaptığım dönemde en çok etkilendiğim şey........
