menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nükleer Adalet

10 11
12.02.2026

Dünya, Soğuk Savaş’ın o ağır kasvetinden kurtulduğunda hepimiz bir yalanı satın aldık: Nükleer silahların devri kapandı. Oysa 2026’nın sert gerçekliği yüzümüze başka bir gerçeği çarpıyor: Nükleer silahlar yok olmadı; sadece sınıfsal bir imtiyaza dönüştü.

Bugün küresel sistemde demokrasi veya ekonomi değil, saf caydırıcılık konuşuyor. Rusya nükleer kartını masada bir susturucu gibi tutuyor, İsrail belirsizlik zırhına bürünüyor. Bu tabloda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 2019'da kürsüden yaptığı açıklama, bugün bir jeopolitik doktrin olarak yeniden yankılanıyor: “Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var. Bir tane, iki tane değil. Benim elimde neden nükleer başlıklı füze olmasın? Ben bunu kabul etmiyorum.”

Pek çok kişi bu sözü "Türkiye yarın bomba yapacak" diye sığ bir şekilde okudu. Oysa mesele bir mühimmat meselesi değil, bir düzen meselesidir. 1968 tarihli NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması) aslında dünyayı ikiye böldü: Silahlı kalması yasal olan aristokratlar ve onlara bağımlı yaşayan tebaa...

Türkiye’nin Nükleer Adalet çıkışı, bu nükleer kast sistemine çekilen bir resttir. Ankara diyor ki: "Güvenlik bir ayrıcalık mıdır, yoksa bir hak mı?” Eğer beş ülke bu gücü elinde tutarak dünyayı dizayn ediyorsa, Dünya Beşten Büyüktür mottosu artık güvenlik mimarisinin en mahrem alanına, nükleer sahaya sıçramıştır.

Geçtiğimiz akşam CNN TÜRK’te Ahmet Hakan’ın konuğu olan Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan, küresel güvenlik mimarisindeki çatlakları anlatırken........

© Türkiye