menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küresel buhranın karşısında kurucu bir irade: Fahr-i kâinat ve Nizam-ı âlem

48 0
30.08.2026

Yarın, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselamın dünyayı teşriflerinin idrak edildiği Mevlid-i Nebi Haftası’nı uğurlarken şu hakikati, zihnimizin merkezine koyarak başlayalım…

Mevlid-i Nebi; takvim yapraklarına, mevlidlerle yükselen naatların hüznüne, meydanlarda yapılan merasimlere ve dilde kalan güzel sözlere sığdırılamayacak kadar büyük bir hakikati barındırıyor.

O kutlu veladet; Fahr-i kâinat Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın (aleyhisselam) yeryüzünü teşrifini yalnızca hatırlamak değil, onun getirdiği hakikat, adalet ve nizamın insanlık için taşıdığı manayı yeniden idrak edebilmektir.

Zira Peygamber Efendimiz’i yalnızca geçmişte yaşamış mukaddes bir şahsiyet olarak okumak, onun insanlığa bıraktığı büyük mirasın sadece bir kısmını görmek olur.

O, gönüllere hitap ettiği kadar topluma da nizam vermiş; ahlakı, adaleti, merhameti ve sorumluluğu yalnızca bireysel bir fazilet olarak bırakmamış, bunları yaşayan bir medeniyetin temellerine dönüştürmüştür.

Bu sebeple Mevlid-i Nebi’yi idrak ederken, O’nun hayatını bugünün dünyasından koparmadan düşünmemiz gerekir.

Çünkü bugün insanlık yalnızca siyasi bir kriz yaşamıyor. Daha derinde, bir nizam krizinin içinden geçiyoruz.

YUMUŞATILMIŞ BİR TARİH OKUMASININ TEHLİKESİ

Belki de çağımızın en büyük yanılgılarından biri, Fahr-i kâinat Efendimiz’i yalnızca mülayemetin, merhametin ve gözyaşının diliyle anlatırken; O’nun adaletle kaim olan dirayetini, ferasetini ve insana yüklediği mesuliyet şuurunu gölgede bırakmaktır. Zira onun rahmeti, adaletten ayrı; merhameti, mesuliyetten uzak değildir.

Elbette O’nun rahmeti bütün insanlığı kuşatıyordu.

Fakat merhamet, zulme rıza göstermek değildi.

Affedicilik, adaletten vazgeçmek değildi.

Sulh arayışı, gerektiğinde hakkı ve emaneti korumaktan geri durmak değildi.

Medine’ye hicretle birlikte yalnızca bir şehir değiştirilmedi; yeni bir cemiyet ve yeni bir nizam teşekkül etti. Mescidin etrafında toplanan küçük bir cemaatten, farklı kabileleri ve toplulukları ortak bir hukuk ve adalet zemini üzerinde buluşturan bir ümmet şuuru doğdu.

Medine Vesikası bu bakımdan yalnızca tarihî bir belge değil, farklı unsurların bir arada yaşayabilmesi için hukuk ve sorumluluk temelinde bir düzen arayışının önemli örneklerinden biridir.

Peygamber Efendimiz’in sulh ve müzakere siyaseti bize başka bir hakikati gösteriyor; bazen büyük hedeflere ulaşmanın yolu, ilk bakışta geri adım gibi görünen bir stratejik sabırdan geçmiştir.

Yani Nebevî akıl yalnızca meydanların değil, masaların da aklıdır.

Sadece........

© Türkiye