Seyyid Ahmet Arvasi ve Türk İslam Ülküsü
Av. Ramazan Erem
Anadolu topraklarını bize maddeten ve manen değerli kılan pek çok değerimiz bulunmaktadır. Bu uğurda savaş meydanlarında çarpışarak şehit ve gazi olmuş gaza ordumuz ile bu toprakları mayalayan ve “dua ordusu” olarak adlandırılan ilmiye sınıfının çektiği sıkıntı, çile ve döktükleri gözyaşını unutmamak, vatan, millet, din, devlet için serden geçen kahramanları hafızamızda daima canlı tutarak, onların genç nesiller tarafından da tanınması ve örnek alınması için daha çok gayret göstermemiz gerekir.
Bu anlamda milletimizin son dönemlerinde yetiştirdiği ve asrın mütefekkiri olarak kabul edilebilecek ilmî donanıma haiz Seyyid Ahmet Arvasi, milletimiz ve devletimiz için verdiği mücadeleyi her fırsatta genç kuşaklara da anlatmak için gereken çalışmaları yapmamız gerekiyor.
KISACA HAYATI
Bu vesile ile önce kendisini kısaca bir tanıyalım diyerek konuya başlamak gerekirse, aslen Van'ın Müküs (Bahçesaray) ilçesine bağlı Arvas (Doğanyayla) köyünden olup, babasının memuriyeti sebebiyle 15 Şubat 1932 tarihinde Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde dünyaya gelmiştir. Ailenin altı çocuğundan birincisi olan S. Ahmed Arvasî, ilköğrenimine Van'da başlayıp Doğubayazıt'ta tamamlamış, Ortaokulu Erzurum’da liseye ise Erzurum'da başlamış Erciş Öğretmen Okulu'nda bitirmiştir. 1952 yılında Konya'nın Doğanbeyli Nahiyesinde ilkokul öğretmeni olarak göreve başlayan Arvasi Hoca, yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış, bu arada Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümünü de 1958 yılında tamamlayarak çeşitli eğitim enstitülerinde pedagoji öğretmenliği yapmıştır. 1978 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'nden 24 arkadaşıyla birlikte siyasi sebeplerle uzaklaştırılmış olduğu için 1979 yılında emekli olmak zorunda kalmıştır. Emekli olduğu yıl Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçilmiş, kısa bir dönem aktif siyasetin de içerisinde yer almıştır. 12 Eylül 1980 ihtilalinde birçok vatansever gibi merhum Arvasi Hoca da dönemin yargısız infaz rejiminin hukuk dışı muamelelerine maruz kalarak tutuklanmış, bir müddet Mamak zindanlarında o da diğer vatanseverler gibi bir müddet çileye maruz bırakılmıştır. Hatta burada bir de kalp krizi yaşamıştır. 1981'de serbest bırakılmıştır. Yapılan yargılama neticesinde itham edilen vakıalardan beraat etmiştir. Cezaevinden sonra çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı makaleler, katıldığı konferans ve söyleşiler ile yazdığı kitaplarla Müslüman Türk milletinin ve gençliğinin millî ve manevi değerlerle mücehhez olarak yetişmesi, gençliğin zararlı fikir ve propagandalar karşısında savrulup gitmesinin önünde set olmaya çalışmış, sahip olduğu bilgi ve tecrübesini keskin zekâsı ve etkili kalemi ile gençlere en iyi şekilde aktarmaya çalışan bir mütefekkir olma vasfını hak kazanmıştır. Eserlerinde ortaya koyduğu Türk-İslam davasını ömrünün son anına kadar anlatmaya çalışan Arvasi Hoca, 31 Aralık 1988'de daktilosunun başında yine bir konu üzerinde düşüncelerini kaleme aldığı esnada vefat ederek, Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Kendisini her daim rahmet ve minnetle anarak, Cenab-ı Hak’tan mekânını cennet, makamını âli eylemesini niyaz ediyoruz. Bir ömür verdiği mücadelesine ve davasına sahip çıkmayı manevi bir görev addederek, vefat yıl dönümü nedeniyle bir nebze de olsa ideallerinden bahsederek, şahsiyetini, davasını ve eserlerini genç kuşaklara aktarma adına bu yazıyı kaleme almayı düşündük.
SOYU PEYGAMBER EFENDİMİZ’E DAYANIYOR
Seyyid Ahmet Arvasi, neseben “seyyid” yani Peygamber Efendimizin mübarek soyundan gelmektedir. Kendisini[k1] her konuda yetiştirmiş bir mütefekkir olup, “Türk-İslam Ülküsü” adı ile kaleme aldığı eserlerinde ve diğer tüm yazılarında Türk milletinin ve insanlığın sorunlarına ilmî ve sosyolojik yönden çözüm önerileri sunarak, Türk-İslam medeniyetinin yeniden inşası ve cihana hâkim kılınması için son nefesine kadar mücadele etmiştir.
Mücadelesini ve eserlerindeki muradını anlayabilmek için öncelikle ismi ile hemhâl olmuş olan “Türk-İslam Ülküsü” mefhumunu anlamak gerekir. Böylece Seyyid Ahmet Arvasi’nin ‘kızılelması’nın ne olduğu daha kolay anlaşılabilir kanaatindeyiz.
NEDEN TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ?
Türk milletinin kurtuluşunu ve ayağa kalkarak İslâm'ın sancaktarlığını yapmasını Türk-İslâm Ülküsü'nde gören S. Ahmed Arvasî, Türk milliyetçilerinin bu doğrultuda öncelikli olarak yapmaları gerekenleri “Neden Türk-İslâm Ülküsü” başlıklı yazısında şöyle açıklıyor:
“Ben, İslâm imân ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm'ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim. İnanıyorum ki hem Türk hem Müslüman olmak hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarihleri boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O hâlde bizler niye bu tarihî misyonumuzu yerine getirmeyelim.
Neden, şu veya bu ad altında toplanmayı değil de 'Türk-İslâm Ülküsü'ne bağlanmayı savunuyoruz? Biz iddia ediyoruz ki, emperyalizm, Türk ve İslâm dünyasını yutmak için en az iki asırdan beri korkunç bir tertibin içindedir. Bir taraftan kültür emperyalizmi ile vatan çocuklarını din ve milliyetine yabancılaştırarak kendi emellerine hizmet edecek kadrolar hazırlamakta, diğer taraftan din ve milliyet duygularını, her şeye rağmen terk etmeyen çocuklarımızı da birbirine düşürmeyi planlamaktadır.
Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar durumuna sokmak ister. Meselâ, sanki bir insan hem dindar hem milliyetçi hem medeniyetçi olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan çatışan güçler meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca plânlarlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli veya yüz yıl geçmesi gerekiyor.
O hâlde, Türk milliyetçisine düşen iş, bütün varlığı ile bu oyunu bozmak olmalıdır. Bu ülkede, sunî olarak güya ‘Türkçü’ ve güya ‘İslamcı’ cepheler meydana getirmek isteyen hain ve kahpe oyunların karşısına, bir Müslüman Türk olarak ve tarihine yaraşır biçimde çıkmalıdır.
Bunun için, Türk-İslâm kültürüne, Türk-İslâm medeniyetine, Türk-İslâm Ülküsü'ne bağlı, Türklük şuur ve vakarına, İslâm aşk ve aksiyonuna sahip, Türklüğü bedeni, İslâmiyet'i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan, dünya Türklüğü'nün, İslâm dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çâremiz yoktur.”
Arvasi, böylece Türk-İslam Ülküsü idealinin anlam ve ruhunu ortaya koymuştur.
GENEL DEĞERLENDİRME
Seyyid Ahmet Arvasi’nin kaleme aldığı “Türk-İslam Ülküsü” (1. Cilt) adlı eseri okunduğunda, Türk milletinin tarihî ve kültürel mirasını, İslam'ın evrensel değerleriyle birleştirerek, dönemin içerisinde bulunduğu buhranlı yıllarda Türk gençliğinin millî ve manevi kimlik inşasında önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır.
Eserlerinde, Türk milliyetçiliği anlayışı ile İslamiyetin iman ve itikat esaslarını birlikte ele alarak, İslam'ın Türk kültürü üzerindeki etkilerini, Türk-İslam medeniyetinin temel prensiplerini sosyolojik ve ilmî bir gerçeklikle açıklamıştır.
Türk tarihinin önemli dönüm noktalarını, Türklerin İslam’a geçiş sürecini, İslam'ın Türk kültürüyle bütünleşmesini, Türklerin İslam dünyasındaki yeri ve Türk-İslam medeniyetinin yükselişi gibi konuları sosyolojik bir gerçeklikle ele alarak, Türk toplumunun karşılaştığı sorunlara da Türk-İslam değerleri referans alınarak çözüm önerileri sunularak, nihayetinde Türk milletine, millî kültürel kimliği hatırlatılarak, İslam'ın evrensel değerleriyle bütünleşmiş bir millet geleceğini inşa etmenin arzulandığı görülmektedir.
Bu sebeple, Türk-İslam Ülküsü'nün temel değerlerini anlamak için Seyyid Ahmet Arvasi tarafından kaleme alınan eserlerin birinci başvuru kaynağı olarak kabul edilmesi gerektiği söylense herhâlde konu abartılmış olmaz, bilakis hakkı teslim edilmiş olur.
Türk milletinin birlik ve beraberliğini güçlendirecek ve Türk toplumunun geleceğine ışık tutacak bir yaklaşım ile hazırlanan eserleri, bugün olduğu gibi yarınlarımızda da Türk gençliğinin millî ve manevi değerlere sahip çıkması, millî tarih bilinciyle donanması ve geleceğe umutla bakması için rehber alınabilecek değerler olduğu kuşkusuzdur.
Bu nedenle Seyyid Ahmet Arvasi gibi mümtaz şahsiyetlerin mücadelesine, davasına ve eserlerine sahip çıkarak, bu değerlerimizi genç nesillere ve kuşaklara tanıtarak unutulmamaları için mücadele etmek kendisini seven ve değer veren hepimiz için millî ve vicdani bir sorumluluktur.
SEYYİD AHMET ARVASİ’YE GÖRE EMPERYALİZM SADECE BATI EMPERYALİZMİNDEN İBARET DEĞİLDİR
Türk milletinin bünyesine uygun fikri ve içtimai ideolojinin, İslam inanç ve ahlakı ile Türk töresine dayalı Türk-İslam ülküsü olması gerektiğine inanarak, bu ülkü ve ideal çerçevesinde Marksizm ve liberalizm gibi yabancı ideolojilere ilmî yöntemlerle reddiyeler yaparak, muhalif bir duruş sergilemiş olan Arvasi, emperyalizmi de mücadele edilmesi gereken önemli bir tehlike olarak tanımlamıştır. Seyyid Ahmet Arvasi emperyalizmi, sadece Batı emperyalizminden ibaret görmemiş, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin de emperyalist hedefleri olduğunu belirterek, Müslüman Türk toplumu için İran ve Suudi Arabistan emperyalizmini de dikkat edilmesi gereken önemli bir tehlike olarak görmüştür.
Tarihine ve tarihî şahsiyetlere sahip çıkılmasının önemine işaret edip İslam’la şereflenen ilk Türk hakanı olan Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın ismini yaymak ve asla unutturulmamasını tavsiye ederek, “Türkler 11. yüzyıldan itibaren İslam dünyasının siyasi lideri oldu. Tuğrul Bey ‘Sultanül Müslimin’ ilan edildi. 16. Yüzyılda da Yavuz Sultan Selim Han ile de Resül-ü Ekrem’in ‘halifesi’ yani kutlu vekili olmakla........© Türkiye





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar
Chester H. Sunde