menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz Boğazı’nın BM Deniz Hukuku Sözleşmesi perspektifinde değerlendirilmesi

26 0
27.09.2026

“Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz ticaretine kapatılması hukuka uygun mu?” sorusu değerlendirildiğinde, bu durumun uluslararası deniz hukuku açısından oldukça tartışmalı bir konu olduğu söylenebilir.

Uluslararası çevreler, Hürmüz Boğazı’nı uluslararası seyrüsefere açık bir Boğaz statüsünde değerlendirirler. Ama İran'ın iddiası farklıdır…

Haziran 2025’te İsrail’in İran’a saldırısı ve ABD’nin de olaya doğrudan müdahalesiyle İran ile ABD ve İsrail arasında tekrar alevlenen gerilimin temel sebepleri tarihî müdahalelere, nükleer anlaşmazlıklara ve Orta Doğu'daki bölgesel güç mücadelesine dayanmaktadır.

Hürmüz Boğazı'nın milletlerarası deniz ulaşımına açık olup olmamasına geçmeden önce İran ile ABD-İsrail arasında zaman zaman çatışmaya dönüşen olayların tarihî sürecine kısaca bir göz atmak gerekir.

İran’da 1953 yılında darbe yapılarak Başbakan Muhammed Musaddık devrilmiş, yerine Şah Pehlevi geçmiştir. İran bu darbeden ABD ve İngiltere’yi sorumlu tuttuğu için 1953 Devrimi iki ülke arasındaki siyasi ve diplomatik ilişkilerin ilk kırılma sebebi olarak gösterilir.

1979 yılında Batı yanlısı Muhammed Rıza Pehlevi’nin de devrilmesi ve Şah’ın ABD'ye sığınması, ABD karşıtlığını iyice körüklemiştir. 4 Kasım 1979’da devrim yanlısı öğrenciler tarafından Tahran’daki ABD Büyükelçiliğinin basılması ve 444 gün süren rehine krizi iki devlet arasındaki diplomatik ilişkileri iyice bitirme noktasına getirmiştir.

O günden beri ABD ve İsrail’in Orta Doğu’da siyasi, askerî ve politik yönden hâkimiyet kurma mücadelesi gerilimi hep canlı ve sıcak tutmuştur. ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, İran'ın gizli bir nükleer silah üretme maksadı olduğunu düşünerek, bu amacında başarısız kılmak adına ağır ekonomik yaptırım ve ambargolar uygulamaya başlamışlardır. İran’ın karşı hamle olarak enerji güvenliği açısından son derece stratejik bir önemi haiz Hürmüz Boğazı’nı kapatarak, global petrol ticaretini sekteye uğratmaya çalışması bölgesel krizi daha da tırmandırmaktadır.

Bu yazımızda Hürmüz Boğazı'nın BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre transit geçiş rejimine tabi olup olmadığı sorusuna cevap arayacağız.

Aralarında İran’ın da bulunduğu 160'a yakın devlet tarafından 10 Aralık 1982 tarihinde imzaya açılan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 16 Kasım 1994 tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir. İran ilk imzacı devletlerden olmasına rağmen, sözleşmeyi henüz Meclis onayından geçirmediği için kendisini Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile hukuken bağlı hissetmemektedir.

Söz konusu sözleşmenin temel mantığı, 17. asırdan sonra yaygınlaşan “Denizlerin Serbestliği” prensibine dayanmaktadır.

Denizlerin serbestliği kavramına göre denize kıyısı olan bir devletin millî hakları kıyılarından itibaren belirli bir kuşakla sınırlıdır. Bu kuşak sınırı Hollandalı hukukçu Cornelius Van Bynkershoek tarafından geliştirilen “top atışı” kuralına göre genellikle 3 deniz mili (5,6 km) olarak kabul edilmiş, 3 deniz mili ötesinden itibaren ise uluslararası alan sayılmıştır. Uluslararası alan kabul edilen sularda ise Hollandalı hukukçu Hugo Grotius'un ileri sürdüğü "mare liberum" (denizlerin serbestliği) ilkesi geçerli olup, tüm devletlerin kullanımına açık alan olarak kabul edilmiştir.

TOP ATIŞI MESAFESİNİ İLK ABD DELDİ

Deniz hukuku teamüllerine göre benimsenen “Top Atışı Mesafesi” kuralını ilk genişleten devlet ABD olup, 33. Başkanı H.S. Truman döneminde uluslararası teamüllere aykırı olarak kontrolünü kıta sahanlığındaki doğal kaynaklarını kapsayacak şekilde genişletme kararı almıştır. ABD’nin bu genişlemeci politikası diğer devletlere de ilham kaynağı olmuş, pek çok devlet de haklarını 200 deniz miline (370 km; 230 mil) kadar genişletmişlerdir. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin imzalandığı 1982 tarihine kadar denize kıyısı olan devletlerden sadece 25 devlet “Top Atışı Mesafesi” yani 3 deniz mili kuralına bağlı kalmış, 66 devlet karasularını 12 deniz mili (22 km), sekiz devlet ise 200 deniz miline (370 km) çıkarmıştır.

Uluslararası çevreler, Hürmüz Boğazı’nı uluslararası seyrüsefere açık bir Boğaz statüsünde değerlendirerek transit geçiş rejimine tabi olduğunu savunurlar.

Savundukları bu tezlerine sözleşmenin 37. maddesini dayanak göstererek, Hürmüz........

© Türkiye