Gün, herkes için 24 saat asıl mesele onu nasıl yaşadığımız
Dr. Mustafa Öztürk
Günümüz insanı “Zamanım yok” ifadesini çok sık kullanmaktadır. Oysa hepimiz aynı kaynağa sahibiz: Günde 24 saat… Ne bir dakika fazlası var ne de eksiği! Peki o hâlde niçin bazı insanlar zamana yetişirken, bazıları devamlı geride kalıyor?
Zaman, insan hayatını her yönüyle kuşatan, kontrolümüz dışında işleyen ancak bizi devamlı olarak etkileyen bir olgudur. Her ne kadar soyut bir mefhum gibi görünse de zaman, insanın hayat döngüsünde hem fiziki hem de zihinsel sınırları belirleyen temel bir yapı taşıdır. Bu sebeple, zaman görmezden gelinemez ya da önemsizleştirilemez.
İnsanın varoluşu dahi belirli bir zaman dilimine ihtiyaç duyar. Yeni bir kişinin dünyaya gelmesi dokuz aylık bir süreci gerektirir. Yürüme, konuşma, eğitime başlama ve mesleki hayata adım atma gibi temel gelişim safhaları, belirli zaman aralıklarıyla mümkün olmaktadır.
Zaman; fark edilmeden geçen, geri alınamayan ve hiçbir şekilde durdurulamayan bir süreçtir. Sıklıkla kullanılan “Zaman su gibi akıp geçiyor” ya da “Ne çabuk geçti yıllar” şeklindeki ifadeler, zamanın insan hayatındaki kaçınılmaz akışına işaret eder. Eğer bu geçen zaman, üretken ve anlamlı şekilde değerlendirilmişse, geriye dönüp bakıldığında bir tatmin duygusu oluşur. Aksi hâlde ise fert, yaşadığı zamanın farkında olmamanın getirdiği pişmanlıkla baş başa kalır.
Nitekim, “Dünümüzü bugünümüzden farklılaştıramıyorsak, zarardayız” söylemi, zamanın yalnızca geçmekte olmadığını; aynı zamanda bizi dönüştürmesi gerektiğini hatırlatır. Ancak bu farkındalığa sahip olmak her zaman yeterli değildir.
Bilmek ve uygulamak arasında çoğu zaman derin bir uçurum bulunmaktadır. Bu sebeple, zaman ve insan münasebetini değerlendirirken yalnızca kavramsal tartışmalarla yetinmek değil, aynı zamanda zamanı daha etkili ve verimli kullanmak adına neler yapılabileceğini öğrenmek ve bu konuda akademik temelli araştırmalar yürütmek gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, zaman; herkes tarafından hissedilen, evrensel bir realite olmasına rağmen, tanımlanması oldukça güç bir kavramdır. Bu güçlük, onun karmaşıklığını ve aynı zamanda hayatımızdaki vazgeçilmez yerini gözler önüne serer.
“ZAMANIM YOK”
Günümüz insanı “Zamanım yok” ifadesini çok sık kullanmaktadır. Oysa hepimiz aynı kaynağa sahibiz: Günde 24 saat. Ne bir dakika fazlası var ne de eksiği. Peki o hâlde neden bazı insanlar zamana yetişirken, bazıları devamlı geride kalıyor?
Zaman, yalnızca saatlerin ilerlemesi değildir. Fiziki bir ölçü olmanın ötesinde, insanın ruh hâlini, toplumsal ilişkilerini, çalışma şeklini ve hayat kalitesini doğrudan etkileyen bir olgudur. Modern hayatta zaman; planlanan ama çoğu zaman yönetilemeyen, hızla tüketilen fakat geri kazanılamayan en kıymetli kaynaktır. Bugün zaman problemi yaşadığını söyleyen fertlerin büyük bölümü, aslında zamandan değil; zamanla kurdukları münasebetten şikâyetçidir.
ZAMAN NEDEN YETMİYOR?
Bir yılın, bir ayın, bir günün ya da bir saniyenin değerini çoğu zaman kaybettiğimizde fark ederiz.
Bir yıl sınıfta kalan öğrenci için, bir ay erken doğum yapan bir anne için, bir saniye kazadan kurtulan biri için hayatîdir. Bu örnekler bize şunu gösterir: Zamanın kıymeti, onun uzunluğunda değil;........
