ABD/İsrail Saldırılarından Kıyamet Savaşına
ABD/İsrail Saldırılarından Kıyamet Savaşına
ABD/İsrail-İran savaşının geleceğini öngörebilmek için sürecin bileşenleri doğru analiz edilmelidir. Yahudi tarihinin asırlık veya milenyumluk hedefleri hesaba katılmalıdır. “Büyük İsrail” ve “Küçük ABD” olarak bu iki devletin ekonomisi, medyası, akademisiyle beraber siyasetinin merkezinde bunların bileşeni Siyonist stratejiler bulunmaktadır. Muharref kitaplarından naklen zulüm, vahşet ve sömürüyü kutsayan beyanlar, sadece köhne mabetlerindeki hahamlardan veya keşişlerden değil fakat bakan, başbakan, başkan seviyesindekilerden sıklıkla duyulmaktadır. Bölge kan gölüne çevrilirken sorunun sadece klasik dış politika kavramlarıyla geçiştirilmesi de oyunun bir parasıdır. Bu bağlamda Siyonist örgütlerle bağlantılı locaların kıyamet savaşını (Armageddon) gölgeleme taktikleri gözden kaçırılmamalıdır.
Uluslararası hukuk açısından bütünüyle temelsiz olan 28 Şubat’ta başlayan saldırılar, nesilleri aşan projelerin bir aşamasıdır. Saldırıların mahiyeti ve zamanlamasıyla ilgili tartışmalar ayrı bir konudur. Trump’ın tepesinde Epstein dosyaları, Netenyahu’nunkinde savcılık kılıcı sallanırken İran’a saldırı, her iki lider için çıkış yolu zannedilmiştir. Her iki saldırgan freni patlamış kamyon gibi uçuruma yuvarlanmaktadır. Bununla beraber yaşanan olaylar, asırlık projeler, resmi beyanlar ile jeopolitik gerçekler ışığında değerlendirilmelidir. Birbiriyle çelişen değişkenlerin hangilerinin belirleyici olacağı, hangilerinin ne oranda başarılı olduğunun tespitiyle de bağlantılıdır: ABD/İsrail kamuoyunun hassasiyeti, enkaza dönen İran’da çarpık rejime daha güçlü destek, bölge ülkelerinin/halklarının büyük tuzağa düşmeme basireti, Çin-Rusya ve diğer aktörlerdeki belirsizlikler, uluslararası ticaretin geleceğiyle ilgili muammalar… Çatışmaların bir aşamasında her iki lider de kenara atılabilir. Ancak hem Trump hem de Netenyahu’nun halen büyük projenin son derece kullanılışlı unsurları olduğu açıktır.
İş adamı zihniyetiyle Trump’ın olabildiğince askeri masrafları kısmak isteyip ülkesinin ekonomik savrulmasına çeki düzen vermeyi hedeflediği bilinmektedir. Venezuela’daki gibi İran üzerinden de Çin’in enerjisini kısılması politikası, Siyonist lobi stratejileriyle de örtüşmekteydi. Fakat Çin’in böyle bir senaryoya karşı hazırlıklı olduğu gözden kaçmıştı. Hürmüz Boğazı’ndaki kısıtlamayla artan petrol fiyatlarının batı açısından sonuçları hesaplanmamıştı. ABD net enerji ihracatçısı olmasına karşın tüketim mallarını üreten ülkelerden gelen gemilere ihtiyaç var. Boğazın kapanmasıyla petrol fiyatlarının anormal yükselmesi ve ABD enflasyonuna beklenenin üzerinde yansıması hesaba katılmamıştı.
Hürmüz’den mesela........
