menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başbuğ ve Başkurt

26 0
06.04.2026

O gün, Başbuğ Alparslan Türkeş Hakk’a yürüdü. Yıllarca çileyle yoğrulmuş, mücadeleyle sınanmış, inançla ayakta kalmış bir hareket, istikametini tayin eden Başbuğ’unu kaybetti. O gün, Türk milliyetçiliği davası; kurucu iradesini, karizmatik liderini, genel başkanını, ülkücü hareketin yol başçısını, bir mektebi, bir iradeyi ve bir istikamet merkezini ebediyete uğurladı. 

Başbuğ, Milliyetçi-Ülkücü Hareket için hem bir genel başkan hem de karar alan ve kararlara ruh veren bir iradeydi. O, makamı temsil ettiği kadar davayı şahsiyetinde somutlaştıran bir liderdi. Türk milliyetçiliğini doktriner bir çerçeveye oturtan, ülkücü fikriyatı sistemleştiren, teşkilat disiplinini diri tutan kurucu önderdi. Farklı eğilimleri şahsında değil, temsil ettiği “dava” potasında eriten ve birleştiren merkezdi.

Başbuğ’un karizması makamdan değil, çileli mücadele yıllarından, doktriner fikriyat inşasından ve dava erleriyle kurduğu gönül bağından doğmuştu. Cenaze töreninde toplanan yüz binler, hem bir vedaya hem de bir sadakat yemini niteliğinde bir vefaya şahitlik etti.

Bu sebeple 4 Nisan 1997, sıradan bir takvim yaprağı değildir.

O gün, dava erlerinin yüreği burkulmuş, ülkücü irade kutup yıldızını kaybetmişti. Lider merkezli bir........

© Türkgün