Yapay zekâda zincirin unutulan halkası (3)
Bu köşede iki yazıdır yapay zekâ egemenliğini konuşuyoruz. İlk yazı, kapıların kapandığını, erişimin siyasi hizalanmaya bağlandığını anlattı. İkincisi, çıkış yolunu gösterdi, anahtarı kendimiz yapalım dedi: milli model ve açık kaynak. Bugün, serinin en az konuşulan ama bana sorarsanız en kritik halkasına geleceğim. Çünkü model yapmak bir an; duyurusu yapılır, alkış alınır, manşet olur. Modeli ayakta tutmak ise bir kurumsal disiplindir: her ay ölçeceksiniz, güvenliğini sınayacaksınız, eksiğini bulup düzelteceksiniz. Alkışın devamı şovun devam etmesine bağlı.
Peki bir modelin iyi olduğunu nereden bileceğiz? Bugün dünyada bu iş, birkaç küresel testle yapılıyor. Ama bu testlerin itibarı sarsılmış durumda. Sebebi basit: Sorular ve cevapları internete, oradan da modellerin eğitim verisine sızıyor; model, sınavı çözerek değil, soruları ezberleyerek geçiyor. Üstelik aynı modelin puanı, testin nasıl uygulandığına göre ciddi biçimde oynayabiliyor. Fakat benim itirazım daha temelden: Bu testler geçerli olsaydı bile bizim sorumuza cevap vermezdi. Amerikan lise müfredatından derlenmiş bir test, bir modelin, Türk hukukunu, Osmanlıca Türkçesi tarih arşivini, Türkçe kamu yazışmasını, bizim tıbbımızın diliyle hasta raporunu ne kadar anladığını ölçmez. Başarısını yabancı bir cetvelle ölçen, ihtiyacını da dışarıdan tarif etmiş olur.
Üniversitelerden araştırmacılar, Türk eğitim ve meslek sınavlarından derlenmiş 6.200 soruluk, 62 alanı kapsayan bir Türkçe değerlendirme seti kurdu ve bununla 39 modeli sınadı (TR-MMLU). Bu, yapay zekanın........
