Odalar ülkenin stratejik hedeflerinin icra noktası olmalı
Odalarda seçim mevsimi geldi. Ekim/Kasım boyunca sanayi ve ticaret odalarında meslek komiteleri, meclisler ve yönetimler yenilenecek. Yeni seçilenler üyelerinin konularını ele alacak. Bunlar önemli. En az bunlar kadar önemli bir konu da, üyelerin sermayesi nereye gidiyor?
Önceki yazılarımdan birinde şunu yazmıştım: Her ekonomi çağı aynı zamanda bir sermaye el değişimidir. Bunu hatırlatayım. Buhar çağından elektriğe, petrolden bilgiye, şimdi yapay zekâ, çip, savunma ve yeşil enerjiye. Her geçişte birikmiş zenginlik eski alandan yenisine akıyor. Akıtamayan aile, akıtan aileye devrediyor. Sermaye ya aynı ailede kalıp alan değiştiriyor ya da başka aileye el değiştiriyor.
Alan değiştirenlerin hikâyesine örnekler verilebilir. Samsung 1938'de kuru balık ve sebze satan bir ticarethaneydi; bugün dünya DRAM gelirlerinin yaklaşık yüzde 39'unu alıyor. Nokia bir kâğıt hamuru değirmeninden dünyanın en büyük telefon üreticisine dönüştü. Kodak ise ilk dijital kamerayı kendi mühendislerine yaptırdığı hâlde film iş modelinden dönüşümü başaramadı.
Bizde de örnekler var. Kale seramikten turbojet motoruna, Nurol inşaattan zırhlı araçlara geçti. Baykar, otomotiv yerlileştirmesine dönük hassas imalat yapan bir işletmeyken 2025'te 2,2 milyar dolar ihracat yaptı.
Peki bu örnekler neden bu kadar az?
Bugün TL mevduat faizleri yıllık yüzde 44’ler seviyesinde. İSO 500’de faaliyet kârlılığı ise yüzde 7,7. Elbette bunlar bire bir karşılaştırılabilir iki getiri ölçüsü değil. Ancak sanayicinin önündeki alternatifin ağırlığını gösteriyor. Üstelik İSO 500'de üretim dışı net kâr, faaliyet kârının neredeyse yarısına ulaşırken finansman giderleri faaliyet kârının yüzde 84,9'una çıktı. Emek yoğun geleneksel sektörler zorlanırken teknoloji yoğun sektörlerde güçlü üretim artışı........
