Görünüyorum, öyleyse boş ver!
“Bir yanda dijitalleşme konuşuluyor, diğer yanda çaresizlik hüküm sürüyor… Siber fiziksel sistemler, yani gerçek dünyadaki nesnelerin ve davranışların bilgisayar ortamındaki simülasyonu yapılırken, vicdan köprüleri yapılamıyor. Yatay ve dikey entegrasyonlarla teknolojik alt yapıda kesintisiz bir iletişim ve akış sağlanıyor, ne var ki aynı akış ve iletişim küresel ahlak ve adalette sağlanamıyor. Nesnelerin internetiyle, cihazların başka cihazlarla iletişimi kurulup hayat kolaylaşıyor, ama insanca yaşam günden güne zorlaşıyor.” Lider Devlet BAHÇELİ
Fransız Descartes, “Düşünüyorum, öyleyse varım” demişti. Tarih de 1637’yi falan gösteriyordu… Rönesans dönemleri işte.
Şöyle bir baktığımız da Rönesans, Reform Hareketleri ve Coğrafi keşiflerin bir birini takip ettiği dönemler…
Hani derler ya bu dönemden sonra “batının yükselmesi engellenemez bir hal aldı.” İşte o vakitler…
Gelin biz buna sadece yükselme demeyelim… Zira Avrupalıların kendisini yeniden tanıması, kıtaların ve zenginliklerin keşfi sadece sanat ve ilim alanında olmadı. Zulmü de beraberinde getirdi… Kölelik, soykırımlar, katliamlar ve azgın sömürü savaşları birer vahşet sahnesi olarak tarihte kapanmayan sayfalar açtı. Bu yükselme değil, düpedüz insani yönden bir alçalmaydı! (esfel-i sâfilîn)
Descartes’in yukarıda bahsettiğimiz sözü ahlaktan mahrum salt egoist bir tanımlamaydı esasında… Gizli öznesi de “Ben”… Yani “Ben düşünüyorum, öyleyse ben varım”…
Bu söz, o güne kadar dağınık halde ilerleyen kadim “son dönem Vahşi Batı Medeniyetinin”........
