menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye, Davos vizyonunu nasıl uygular?

4 1
03.02.2026

Davos’ta konuşulanları dinlerken insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bunun Türkiye için anlamı ne? Daha da önemlisi, bu vizyonu Anadolu tarlalarına nasıl taşırız, nasıl uygularız?

Davos’ta tarım başlığı artık klasik anlamıyla ele alınmıyor. Konu yalnızca çiftçinin ne ektiği ne kadar verim aldığı ya da kaç ton üretim yaptığı değil. Asıl mesele, tarımın etrafında oluşan bütün zincirin; finansın, sanayinin, teknolojinin ve politikanın birlikte nasıl dönüştürüleceği.

Bugün Türkiye’de teknoloji denildiğinde akla ilk olarak veri (çiftçi için traktör) geliyor. Uydu görüntüleri, sensörler, veri analizi, yapay zekâ… Elbette bunlar önemli. Ancak Davos’ta gördüğüm tablo şunu söylüyor: Yeni yüzyılın teknolojisi yalnızca veri değil.

1900’lü yıllar fizik ve matematik çağıydı. 2000’lere kadar yaşadığımız dönem, klasik anlamda bir “teknoloji çağı”ydı. Ama 21. yüzyıl artık çok net biçimde biyoloji ve kimya çağı. Yani biyoteknoloji çağı.

Tarımda gerçek dönüşüm de tam burada başlıyor. Yeni nesil tohum teknolojileri, biyolojik gübreler, bitki besleme çözümleri, suyu ve toprağı birlikte yöneten sistemler… Bunlar yalnızca çiftçinin kullandığı araçlar değil; tarıma hizmet eden sanayi ve gıda şirketlerinin yeniden yapılanmasını gerektiren bir paradigma değişimi.

Türkiye’de bugüne kadar uygulanan tarım politikaları ağırlıklı olarak arz yönetimine odaklandı. Üretim miktarı, destekleme modelleri, alım fiyatları… Ancak tarıma dayalı sanayi ve tarım-gıda şirketlerinin teknolojik dönüşümü aynı hızda ele alınmadı. Oysa bu dönüşüm doğrudan çiftçinin verimliliğini, gelirini ve sürdürülebilirliğini etkiliyor.

Bu noktada kritik bir ayrımı net yapmak gerekiyor: Yeni dönemde en büyük sorumluluk yalnızca çiftçinin omuzlarında değil. Asıl görev, çiftçiye hizmet eden sektörlerde. Yani büyük tarım ve gıda şirketlerinde, tohumculukta, gübrede, sulama........

© Türkgün