Hürmüz krizi Türkiye'yi nasıl etkiler?
Ortadoğu’daki gerilim her geçen gün yeni bir boyut kazanırken, basına yansıyan bir haber dikkatleri farklı bir noktaya çekti: İran tarafından atılan bir füzenin Türk hava sahasında NATO unsurları tarafından etkisiz hâle getirildiği iddiası. Bu tür gelişmeler yalnızca teknik bir askerî olay olarak değil, bölgesel güç dengeleri açısından da dikkatle değerlendirilmelidir.
İran’a doğrudan kara harekâtı yapması oldukça zor görünen ABD ve İsrail’in, bölgedeki dengeleri Türkiye’yi de içine çekecek şekilde genişletme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle Türkiye’nin bu süreçte son derece temkinli, soğukkanlı ve stratejik bir yaklaşım sergilemesi hayati önem taşımaktadır.
Bugüne kadar yaşanan gelişmeler, İran’ın ciddi bir askerî baskı altında olmasına rağmen ABD-İsrail ikilisinin de beklemedikleri ölçüde bir direnişle karşılaştığını göstermektedir. Tarih boyunca görüldüğü üzere, kara harekâtı olmadan kalıcı bir askerî başarı elde etmek neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle ABD’nin İran’a karşı sahada kullanabileceği aktör arayışı dikkat çekmektedir.
Türkiye ile İran arasında bir çatışma ihtimali akılcı bir senaryo değildir. İran’ın Türkiye’ye saldırması iki ülke için de büyük bir felaket anlamına gelir ve bundan kazanç sağlayacak tek taraf ABD ve İsrail olur. Oysa tarih bize farklı bir gerçekliği göstermektedir. Türkiye ile İran, 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana doğrudan bir savaş yaşamamış, sınırlarını büyük ölçüde koruyabilmiş iki kadim devlettir. Bu durum, bölgedeki en istikrarlı sınır düzenlerinden birinin varlığına işaret eder.
Bu nedenle Türkiye’nin soğukkanlı, dengeli ve bağımsız bir politika izlemesi yalnızca ulusal çıkarlarının değil, Ortadoğu’da barış ve istikrarın da anahtarıdır. Böyle bir denge bu iki ülkenin dost ve birliğinden geçer. Tabii Büyük Ortadoğu Projesinin başarısızlığı da…
Şimdi de Hürmüz Boğazı’nın ne ifade ettiğini anlamaya çalışalım. İran, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında yer alan ve en dar noktası yaklaşık 33 kilometre olan bu geçit, küresel enerji ticaretinin en kritik noktalarından biridir. Dünyada tüketilen petrolün yaklaşık yüzde 20’si, yani günde ortalama 17 milyon varil petrol bu dar deniz yolundan geçmektedir. Basra Körfezi’ndeki üretici ülkelerin petrolü büyük ölçüde bu güzergâh üzerinden dünya pazarlarına ulaşır.
Bu nedenle boğazın kapanması yalnızca........
