menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İZAN VE MİZAN / Tuğrul Bey’den Atatürk’e Laiklik ve Aydınlanma Serüveni

39 0
22.02.2026

"Kendi tarihine yabancı kalanlar laikliği ithal bir elbise sanır; oysa laiklik, Türk milletinin kendi hukukunu kendi aklıyla yazma iradesidir." ​* ​Değerli okurlar, "Etrafınızda ülke yanarken ses etmeyenleri, çürümüşlük diz boyuyken espriye vuranları, üç kuruşluk çıkarı için vicdanını kapatanları; konuşmadan ahkâm kesenlerin ve bilgisiz bilge pozu takınanların baş tacı edildiklerini gör(m)üyor musunuz? Gerçekten, Tiyatro sahnesi büyük: mazlum rolünde zalimler, dürüst maskesiyle sahtekârlar cirit atarken kimse gerçeği duymak istemiyor; kimin gölgesi daha büyükse o "gerçek" sanılıyor ve bu oyunu herkes ayakta alkışlıyor: ne yazık ki, gözler gölgede, kulaklar uğultuda... Sustukça normalleşen bu çürüme karşısında; Antik Yunan felsefesinin en önemli isimlerinden Platon, “Siyasetle ilgilenmemenin cezası, sizden daha aptal olanlar tarafından yönetilmektir.” diyor ki, her şeyin ortasında olup da hiçbir şey söylemeyenler suçlu olabilir mi? Ya da sorgulamayanlar, sustukları her yanlışın hesabını kendi vicdanlarında vereceklerdir deyip geçelim mi? Ve belki de biz, tam da bu yüzden kirleniyoruz.." diyen gazeteci Hakan Dikmen haklı değil midir?

​Değerli okurlar, İçinde bulunduğumuz gündeme dair ortamın "Yanlış bilinen doğrular" noktasında soruyorum; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı olan laikliğin, Türk devlet aklının ürettiği, Fransız aydınlarının hayranlıkla inceleyip kendi devrimlerine örnek aldığı, öz be öz bize ait bir "çağdaş yönetim" biçimi olduğunu bilmiyordum ki, laiklik tarihini adeta baş aşağı çeviren, "Batı" merkezli tarih anlayışının da esasen bu "Türk etkisi" altında olduğunu belgeleyen bir gerçekliğin, aklı (izan) ve dengeyi (mizan) nasıl egemen kıldığının hikâyesine geçmeden önce tarihten bir hatırlatma yapalım ve 11.yüzyıla gidelim. ​Oğuzların Kınık boyundan Selçuk Bey'in torunu olan, kardeşi Çağrı Bey'le Selçukluları bağımsızlığa taşıyan, 1025 yılında amcası Arslan Yabgu'nun esir düşmesiyle liderliği üstlenip batıya doğru göç hareketini başlatan, 1040 yılında Gazneliler'e karşı Dandanakan Zaferi ile Büyük Selçuklu Devleti'nin kurucusu ve ilk sultanı olan Tuğrul Bey'i tanımakta geç mi kaldık? ​Yıl 1055... Abbasi Halifesi Kâim-biemrillâh, Şii Hanedan Büveyhoğulları'nın baskısından kurtulmak için yardım istemesi üzerine İslam dünyasının merkezi olan Bağdat'a düzenlediği sefer onun en önemli siyasi başarılarından biri olmuştur. O, Büveyhoğulları Devleti'ne son verirken Halife tarafından da "Dinin Direği" anlamına gelen "Rükneddin" ve "Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı" anlamına gelen Melikü'l-Meşrik ve'l-Mağrib" unvanları verilir ki, bu olayla birlikte; Selçuklular Sünni İslam dünyasının siyasi lideri olurken, Abbasi Halifeliği de "ruhani" dini lider konumunda kalmış, siyasi otorite tamamen Selçuklu sultanlarına geçmiştir. Böylece, O güne kadar iç içe geçmiş olan din ve devlet işleri de birbirinden ayrılmış, Tuğrul Bey Dünyevi yönetimi (saltanatı) tamamen kendi üzerine alırken, halifeyi sadece ruhani bir lider konumuna getirmiş, maaşını devlet hazinesinden alan bir "kamu görevlisi" statüsüne indirgemiştir ki, bu dünya tarihindeki ilk somut "laiklik" uygulamasıdır. Rasyonalist filozof ​Aristoteles yüzyıllar öncesinden,........

© Toplumsal