Ahlak Nutukları, Çürüyen Zemin
Bir süredir susuyorum.
Bu suskunluk, olan biteni görmezden geldiğim ya da umursamadığım anlamına gelmesin. Bilerek sustum. Çünkü bu ülkede artık her şeye anında tepki vermek hakikati büyütmüyor; çoğu zaman yalnızca gürültüyü çoğaltıyor. Olanları izledim, okudum, düşündüm. Parçaları birleştirdim. Ve artık yazmak gerekiyor.
Türkiye bugün, rezaletlerin istisna olmaktan çıktığı, kepazeliğin sıradanlaştığı bir ülke. Her yeni skandal ilk anda şaşırtıyor, birkaç gün konuşuluyor ve sonra unutuluyor. Aslında şaşırmamamız gerekiyor. Çünkü biz, ahlaki çöküşe yavaş yavaş alıştırılan bir toplum haline geldik.
Bir yanda, Türkiye’nin en çok izlenen haber kanallarından birinin tepe yöneticisi hakkında kamuoyuna yansıyan iddialar var.
Uyuşturucu kullanımı, cinsel istismar, güç ilişkileriyle örülmüş bir çürüme…
Ama en sarsıcı olanı şu:
Kadınlara, özellikle genç kadınlara, açık ya da örtük biçimde “benimle birlikte olmazsan yükselmezsin” denildiği iddiası.
Burada durup net bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bu yaşananlar, basit bir “ahlak” meselesi değil.
Bu, çıplak bir iktidar şiddeti meselesidir.
Psikolojik olarak bu tip erkekler, gücü yönetmek için değil, tahakküm kurmak için kullanır. Cinselliği bir arzu alanı olmaktan çıkarır, bir denetim aracına dönüştürür. Kadını bir birey olarak değil, kontrol edilmesi gereken bir alan olarak görür. İşini, geleceğini, geçim kaygısını kadının başının üstünde sallanan görünmez bir tehdide çevirir.
Bu noktada yaşanan şey rıza değildir.
Bu, çaresizliğin sessizliğidir.
Bazı kadınlar bu kirli düzene boyun eğmek zorunda kalır. Çünkü işsizliğin ne demek olduğunu bilirler. Yoksulluğun,........
