menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YUNUS EMRE’DE SAYI VE VARLIK

15 0
23.08.2026

YUNUS EMRE’DE SAYI VE VARLIK

Manisa Celal Bayar Üniversitesi

Evrendeki varlıklar ve bunların sayıları hakkındaki merak ve düşünce, neredeyse insanoğlunun gelişmiş bir beyin yapısına sahip olduğu günden bugüne, onun en çok ilgi duyduğu ve çözümlemeye çalıştığı konuların başında gelmiştir. Gökyüzündeki yıldızları, denizlerin dibindeki kum tanelerini ve Ebulgazi Bahadır Han’ın  Eger yer yüzinde  kögergen yıgaçlarnıng barçası kalem bolsa ve tingizler siyah bolsa barça adem ferzendi bitikçi bolsa takı yüz ming ve yüz ming yıl anıng sıfatını bitise tingizdin bir katre ve tagdın bir miskal taşnı bitkendin azrak bolgay bes mening aytganım ni bolgay (Ergin, Tarihsiz: 102) cümlelerinde geçen barça mahluk, barça insan oğlu, yüzbinlerce yıl sayısını bilmek ve öğrenmek isteyen insan günümüzde, hesap düzeneklerini, aritmetik cetvelleri, cebirsel denklemleri ve nihayetinde siber çağda uzay araştırmalarına mihenk olacak yeni hesaplamalar ve fizik-kimya-biyolojinin yeni ve özgün buluşlarını varlık ve sayı ekseninde, varlığın neliğini /niteliğini ve niceliğini ortaya koyabilmek için bütün zihinsel ve teknolojik imkânları/verileri kullanmaktadır. 

10. yüzyıl ve 15. yüzyıl arasında hatırı sayılır keşiflerle denklemlere ve klasik problemlerin çözümüne imza atmış, karmaşık konular üzerinde hükümler vermiş alimlerin büyük bir bölümü Türkler ve Müslümanlar arasından çıkmıştır. 11. yüzyılda çok gelişmiş bir gökbilimi ve tıp bilimine zemin olan Türk coğrafyası, ortaya çıkan verileri, yüzyıllar ötesine yayılacak ve ulaşacak biçimde el yazmaları halinde de zapt etmiştir. Bu bilgi birikiminin çağın sanat önderleri tarafından da takip edildiği; evreni anlama çabalarında bu bilgilerin ışığından bakılmaya çalışıldığı görülmektedir. Yaşanılan coğrafyayla sınırlanmayıp, evrensel olarak insanla ilgili her derdi yüreğinde özümseyen sanatkârların özellikle de şairlerin, insana bakışlarında ve onu anlama çabalarında pek çok edebȋ sanattan faydalandıkları ve asıl muratlarını edebȋ bir zevk içinde çağdaşlarına sundukları aşikȃrdır. Dille ortaya çıkan bu sunuş içinde çağın izleri, insan özellikleri, giyim kuşam, alışveriş, ev ve iş mekȃnlarının donanım ve tasarımı, insan-tabiat ilişkisi ve toplumsal meseleler bir zemin boyaması gibi yer almaktadır. Ahmed Fakih’in Kitāb-ı Evsāf-ı Mesācidi’ş-Şerife [Kutlu Mescitlerin Özellikleri (Kitabı)] adlı eserinde neredeyse yazıyla tablo çizilmiş, krokiler yapılmış gibidir. Kudüs, Mekke ve Medine gibi kutsal yerler anlatırken, oraları hiç göremeyecekler için açık ve anlaşılır söz tabloları resmedilmiştir. Keza Eski Oğuzca’nın kurucuları Yunus Emre, Şeyyad Hamza ve Āşık Paşa da sözle kendi dönemlerinin resimlerini çizmişler ve hafızalardan silinmeyecek evrensel insanlık tabloları oluşturmuşlardır. Yunus Emre’nin yeri bu bakımdan oldukça özgündür. Yunus’ta sayı ve varlık ile ilgili böyle bir konuyu ele alma sebebim, onun kullandığı sayıların özel bir anlamı olup olmadığına bakmak istememdi. Bunun için önce varlık ve sayı kavramlarına genel olarak bakılacak, sonra Yunus’ta sayıların kullanımları ve varlıkla ilişkilendiriş biçimleri örneklerle gösterilecek ve son olarak günümüz teknolojileriyle sayısal olarak ortaya çıkan yeni imkȃnlar bu bakış açısından yorumlanacaktır.

Kavram olarak “varlık” hem gündelik hayatın var/olan/bulunan nesnelerini ifade eder hem de zihinsel olarak algılanan dünyanın tasavvurlardaki “varlık”ına işaret eder. İkinci bahis, günümüze kadar felsefecilerin ve düşünürlerin üzerinde uzun uzadıya kafa yordukları bir konudur ve bu günümüzde de devam etmektedir. Ömer Türker, Varlık Olmak Bakımından Varlık Üzerine Düşünmenin İmkânı: İslâm Metafizik Geleneklerinden Hareketle Bir Analiz başlıklı makalesinin girişinde varlık hakkında herhangi bir araştırma, hiç kuşkusuz varlık kavramının insan aklı tarafından biliniyor olmasına dayanır. Biz, dışta bir şey olduğuna yahut dışın bir şeye zarf olduğuna ilişkin idrakimizi en azından öğrendiğimiz dilin bize armağanı olarak elde ederiz (2015:2) diyerek kavramın insan aklı tarafından bilinmesine dikkat çeker. Türker, “varlık” kavramının felsefi bakış açılarıyla değerlendirilişini de verir; düşünürlerin bu konudaki görüşlerini ayrıntılı olarak ele alır; metafizik alanının kabulü ve reddi ile ilgili tarihsel ve güncel akıl yürütmeler üzerinde durur ve metafizik kavrayışta “varlık”ın nasıl konumlandığını göstermeye çalışır. Ona göre varlık bilgisi esas olarak sezgiseldir ve sezginin kavramlaştırılması da gündelik tecrübenin tahliliyle sağlanmaktadır (2015:1). Ayrıca bütün olarak insanȋ bilginin böylesi bir kavrayış üzerine temellendiğini belirterek herhangi bir nesneye ilişkin sağduyuya veya bilimsel araştırmalara dayalı bütün yüklemelerin, o nesnenin dıştaki veya zihindeki varlığı üzerinde kurulduğunu belirtir (2015:2). Bu noktada varlığın yalnızca maddesel olamayacağını, algısal ve sezgisel yolla elde edilenlerin de varlık olarak kabul edilmesi gerektiği söylenmelidir. Hemen bütün dillerde varlık, görsel ve zihinsel olarak var olanı ve algılanabileni işaretlerken kendi çevresinde pek çok yeni anlamlar ve metaforlar üretilen bir kavram haline gelmiştir. Felsefeden edebiyata, matematikten gökbilimine kadar bütün sayısal ve sözel alanlar, farklı yönler ve iz düşümlerle varlık hakkında yorumlar yapmaktadır. 

Sayı ve sayıların sembolize edilerek rakamların ortaya çıkması insan zekasının en önemli keşiflerinden biridir. Sayma sistemi ve sayılarla elde edilen işlemler olmasaydı insanlığın günümüzde ulaştığı sayısal (dijital) teknolojinin gelişmesi mümkün olmayacaktı. Günümüze gelinceye kadar her dönemde insan zekâsı ve aklı sayılar üzerinden kurgular oluşturmuş ve bu kurgu dolayısıyla sayı, soyut değer olarak kabul edilmiştir. Sayı, bir kavram olarak varlıkların, başka varlıklar karşısındaki nicelik durumlarını belirlemeye yaramaktadır. Aynı zamanda, evrende yer tutan veya zihinsel olarak algılanan nesnelerin birim olarak nitelenmesini de sağlar. Birim olarak nitelenme, sayılarla yapılacak bütün matematiksel işlemlerin temelini oluşturur. Bu işlemlerdeki nitelik farkları, sayıların tam, doğal, asal, rasyonel, karmaşık, negatif ve pozitif sayı gibi vasıflandırılmasına sebep olmuştur. Asal sıfatı Farsça kök anlamındaki āsāl kelimesinden matematiksel bir terim olarak kullanılmaya başlanmış ve asal sayı kendisinden başka herhangi bir sayı ile bölünemeyen pozitif tam sayılar olarak kabul edilmiştir. Asal sayı olarak kabul edilen sayılar ise toplam olarak yirmi beştir: 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29, 31, 37, 41, 43, 47, 53, 59, 61, 67, 71, 73, 79, 83, 89 ve 97. Bu asal sayılar yalnızca kendisiyle ve birle bölünebilir. Sayıların bu özelliği, onlarla yapılacak işlemler ve ortaya çıkacak sonuçlar için önemlidir.

          Yunus’ta Sayıların Dile Gelişi

Yunus Emre’de sayı konusu ilgi alanım içine girdiğinde bir kaynak taraması yaptım ve Yunus’taki sayıların başka bilim insanlarının da dikkatini çektiğini gördüm. Bu konuyla ilgili olarak, 2018’de Vasfi Babacan’ın «Yunus Metinlerinde Sayılar» başlıklı çalışmasını örnek gösterebilirim. Bu çalışmada Yunus’un ilk onluk dizide bir, iki, üç, dört, beş yedi, sekiz, dokuz sayılarını kullandığı ama altı ile ilgili örnek olmadığı görülüyor. Babacan bu çalışmasında, Yunus Emre Divanında ve Risāletü’n-Nushiyye’de geçen bütün sayıların dökümünü yapmış ve onun en çok kullandığı sayıları da vermiş, bunları bir tablo halinde göstermiştir. Makalesinin sonuç kısmında verdiği sayısal değerler şöyledir:

«Risâletü’n -Nushiyye ve Dîvân‟da geçen sayıları incelediğimiz yukarıdaki çalışmamız göstermektedir ki bu eserlerde en fazla kullanılan sayılar sırasıyla 1, 2, 100.000, 4, 1.000 ve 7sayılarıdır. Her iki eserde toplam 39 çeşit sayı (iki tekrar ile beraber) kullanılmış, bunlardan 7‟si tek sayılardan 31‟i ise çift sayılardan oluşmaktadır. Yûnus Emre metinlerinde “Tek ve Mutlak” varlığı karşılayan 1 ile ayrışmanın ve bölünmenin adı olan 2 haricindeki 1, 2 ve diğer sayısal kullanımlar asıl sayı sıfatı şeklindedir. Az da olsa sayıları belirsizlik, sıra sayı ve üleştirme sayı sıfatı olarak kullanmıştır.» (Babacan, 2018).

2010 yılında da Talip Çukurlu’nun........

© tarihistan.org