KIRGIZİSTAN–TÜRKİYE CENGİZ AYTMATOV KÜLTÜR MERKEZİ BAĞLAMINDA KURUMSAL TEMSİL VE KÜLTÜREL GÖRÜNÜRLÜK
BİR OKUMA SALONUNUN ADI NE SÖYLER?
KIRGIZİSTAN–TÜRKİYE CENGİZ AYTMATOV KÜLTÜR MERKEZİ BAĞLAMINDA KURUMSAL TEMSİL VE KÜLTÜREL GÖRÜNÜRLÜK
Bişkek’te Millî Kütüphane bünyesinde farklı ülkelere tahsis edilen okuma salonları ve kültür merkezleri, kültürel ilişkilerde mekânın yalnızca fizikî bir kullanım alanı olmadığını, aynı zamanda temsil üreten kurumsal bir zemine dönüştüğünü açık biçimde göstermektedir. Ev sahibi kurumun kurduğu model özünde sade ve işlevseldir: Kütüphane belirli salonları ilgili ülkelere tahsis etmekte, o ülke ise kendi imkânlarıyla bu alanı düzenlemekte, gerekli donanımı sağlamakta, kitap getirmekte ve çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Böylece kamusal bir kültür mekânı içinde o ülkenin kendisini tanıtmasına imkân veren bir alan ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede meseleye, herhangi bir ülkenin kendisini dayatması şeklinde değil, ev sahibi kurumun kamu yararını gözeten, farklı kültürlere yer veren ve uluslararası etkileşimi destekleyen yaklaşımının sağladığı bir imkân olarak bakmak daha doğru görünmektedir. Söz konusu salonun TİKA tarafından hazırlanmış olması da, Türkiye tarafının bu alandaki kurumsal katkısını somutlaştıran önemli bir ayrıntıdır.
Ben bu yazıda, bu model içinde özellikle isimlendirme tercihinin ne tür bir anlam taşıdığını tartışmak istiyorum. Çünkü kültürel temsil çoğu zaman yalnızca etkinlikler, protokol konuşmaları ya da getirilen kitap sayısı üzerinden değerlendirilmektedir. Oysa kamusal mekânda ilk temasın çoğu durumda isim, tabela, vitrin ve genel görsel düzen üzerinden kurulduğu açıktır. Bu yüzden burada sormak istediğim soru, ilk bakışta göründüğünden daha basit değildir: Bir okuma salonunun adı bize ne söyler? Bir kültür merkezinin adı, yalnızca sembolik bir işaret midir; yoksa aynı zamanda kurumsal niyeti, temsil tarzını ve görünürlük anlayışını ilk bakışta ortaya koyan bir unsur mudur?
Bu soruyu Bişkek’teki Kırgızistan–Türkiye Cengiz Aytmatov Kültür Merkezi örneği üzerinden düşünmek, bana göre yalnızca yerel bir adlandırma meselesini değil, daha geniş bir kültürel temsil sorununu da tartışmaya açmaktadır. Çünkü burada mesele ne Aytmatov adının kıymeti ne de Türkiye ile Kırgızistan arasındaki kültürel yakınlığın kendisidir. Asıl üzerinde durulması gereken nokta, bu adlandırmanın Türkiye’nin görünürlüğüne nasıl hizmet ettiği ve bunun ne ölçüde sürdürülebilir bir programa dönüştüğüdür. Bu nedenle ben bu yazıda duygusal reflekslerle ya da romantik kardeşlik söylemleriyle değil, daha çok kurumsal akıl, temsil anlayışı ve somut ölçütler üzerinden düşünmek gerektiği kanaatindeyim. Türk dünyasında kalıcı ve sağlıklı ilişkileri belirleyen şey, çoğu zaman iyi niyet cümleleri değil; açık strateji, tutarlı temsil ve süreklilik taşıyan kültürel çalışmalardır.
İsimlendirme çoğu zaman geri planda kalan bir ayrıntı gibi değerlendirilmektedir. Oysa kültür kurumlarında isim, yalnızca kapıya asılmış bir tabela değildir. İsim; hedef kitleyle kurulan ilk teması belirler, mekânın neyi temsil ettiğine dair ilk mesajı verir, içeride neyle karşılaşılacağına dair bir beklenti oluşturur ve kurumun kendisini nasıl konumlandırdığını da gösterir. Ziyaretçi çoğu zaman içeri girmeden önce mekânı adıyla okur. Bu bakımdan adlandırma, sanıldığından çok daha önemli bir kurumsal tercihtir.
Nitekim Bişkek’te aynı kütüphane bünyesinde yer alan bazı örnekler bu durumu açık biçimde göstermektedir. Rusya Kültür Merkezi, Kore Kültür Merkezi gibi adlandırmalar doğrudan ülke adı üzerinden kurulan görünürlük modelleridir. Bu tür örneklerde isim düzeyinde tanınabilirlik güvence altına alınmakta; yerelleşme, okurla temas ve etki üretimi ise daha çok sunulan kitaplara, etkinliklere ve genel düzenlemeye bırakılmaktadır.
Buna karşılık bazı örneklerde ülke adıyla yetinilmediği, bir kültür kurucu figürün adının da merkeze yerleştirildiği görülmektedir. Kazakistan kültür merkezi örneğinde Abay Kunanbayev adının kullanılması buna örnek gösterilebilir. Abay, Kazak edebiyatı, düşünce hayatı ve kültürel hafızası bakımından kurucu değeri olan simgesel bir isimdir. Böylece aynı kurumsal yapı içerisinde iki farklı ama meşru temsil modeli yan yana durmaktadır. Birincisi, doğrudan ülke adı üzerinden yürüyen daha standart ve kolay tanınabilir modeldir. İkincisi ise kişi adı üzerinden belirli bir kültürel derinlik ve tema oluşturmaya çalışan modeldir. Her iki yolun da kendi içinde anlaşılır tarafları vardır. Ancak burada belirleyici olan, seçilen modelin ne tür bir kültürel çerçeve ve görünürlük anlayışıyla desteklendiğidir.
Türkiye’nin Millî Kütüphane içindeki adlandırması bu açıdan dikkat çekici bir bileşik yapı göstermektedir: Kırgızistan–Türkiye Cengiz Aytmatov Kültür Merkezi. Bu adlandırmada hem Türkiye adı hem ortaklık vurgusu görünür durumdadır; ayrıca dünya çapında tanınan bir yazar olarak Cengiz Aytmatov’un adı merkeze alınmıştır. İlk bakışta bu yapı, ortak kültürel hafızayı, edebiyat merkezli bir yakınlığı ve iki ülke arasındaki kültürel yakınlaşmayı aynı anda yansıtıyor gibi görünmektedir. Ancak aynı bina içerisinde yer alan farklı örneklerle birlikte düşünüldüğünde, bu bileşik adlandırma ziyaretçinin zihninde açıklama gerektiren bir soru da doğurmaktadır. Çünkü burada şu soru ister istemez belirmektedir: Türkiye, kendi adını taşıyan bir kültür merkezinde neden doğrudan kendi kültürünü görünür kılacak bir isim yerine, Kırgız edebiyatının büyük bir yazarının adını merkeze almıştır? Bu tercih, salona gelen bazı Kırgız öğrencilerin ya da ziyaretçilerin zihninde şu soruları da uyandırabilir: Türkiye’de öne çıkarılabilecek bir yazar, bir şair ya da kültürel bir şahsiyet yok mudur? Türkiye neden kendi adına kurulmuş bir okuma salonunda bir Kırgız yazarın adını tercih etmiştir? Bu tür sorular, adlandırmanın yalnızca sembolik değil, aynı zamanda doğrudan temsille ilgili bir mesele olduğunu da göstermektedir.
Bu soru herhangi bir niyet okuması yapmak için değil, karşılaştırmalı gözlemin ürettiği ilk izlenimi anlamak için sorulmalıdır. Kurumsal iletişimde ilk izlenim küçümsenecek bir unsur değildir. Çünkü kültürel temsil çoğu zaman daha ilk karşılaşmada etkisini göstermeye başlamaktadır. Burada özellikle vurgulamak gerekir ki mesele Aytmatov adının meşruiyeti ya da değeri değildir. Aytmatov, yalnızca Kırgız edebiyatı için değil, Türk dünyası ve dünya edebiyatı için de büyük bir isimdir. Tartışılan şey onun değeri değil; merkezin........
