İSTİKBAL VE İSTİKLALİN AYNASI: GÂVUR MÜMİN
İSTİKBAL VE İSTİKLALİN AYNASI: GÂVUR MÜMİN
Daha önceki değerlendirmelerimizde isimlerin kadere sirayeti üzerine durmuş ve bir tespitte bulunmuştuk. Bumin ve Tuğrul’un hikâyesini ele aldığımız o yazı, zihinlerde tek bir soruyla son bulmuştu: Sizce tesadüf mü?
Şimdi bu sorunun izini sürerek, 30 Ağustos Zaferi’nin görünmeyen kahramanlarından biri olan Gâvur Mümin’e uzanalım. Ancak ona geçmeden önce, insanoğlunun ne denli acımasız olabileceğine dair sarsıcı bir hakikati hatırlayalım.
Mustafa Mümin, 15 Mayıs 1919’da Jandarma Mülazımı olarak İzmir’de göreve başladığında, tarih çoktan yönünü tayin etmişti. Daha önce Trablusgarp’ın kavurucu çöl sıcağında Mustafa Kemal ile yolları kesişmiş; Rumca ve Bulgarcaya bir anadil kadar hâkimiyeti, henüz "Paşa" unvanını taşımayan bu dahi kumandanın dikkatini çekmişti. Öyle ki Mustafa Kemal, bu genç subayı bizzat not defterine kaydedecek kadar önemsemişti.
Osmanzade Mustafa Mümin Bey’in kökeni, İzmir’in köklü Osmanzade ailesine dayanır. Bu soy hakkındaki rivayetler iki ana damarda birleşir:
1. Saruhan Ayanlığı Geleneği: Bir kısım kaynaklar, Osmanzadeler’i Batı Anadolu’da yüzyıllar boyunca nüfuz sahibi olmuş Karaosmanoğulları’na bağlar. Bu bağ, yalnızca bir soy ilişkisi değil; aynı zamanda bölgesel güç, idare kültürü ve köklü bir devlet geleneğinin tevarüsüdür.
2. İlmiye ve Bürokrasi Geleneği: Diğer rivayetler ise soyu, 18. yüzyılın mühim isimlerinden Osmanzade Ahmed Tâib Efendi’ye ulaştırır. Lale Devri’nin kültürel ikliminde yetişmiş bu sima, yalnızca eserleriyle değil; ardında bıraktığı aile geleneğiyle de bir çizgi oluşturmuş, bu çizgi asırlar sonra Millî Mücadele’nin görünmeyen kahramanlarına kadar uzanmıştır.
Soyadı Kanunu ile birlikte Mustafa Mümin, "Aksoy" soyadını alacaktır.
Fakat asıl mesele, onun kimden geldiği değil; neyi seçtiğidir. O, köklü ve asil bir ailenin vadettiği konforlu hayatı tereddütsüz geride bırakarak, bir milletin varlık yokluk savaşındaki ağır yükünü omuzlamıştır.
Trablusgarp’tan Balkan Harbi’ne, oradan Çanakkale’nin kıyameti andıran cephelerine kadar bir istihbarat subayı olarak görev yaptı. Gördü, duydu, çözdü… Ve her kritik bilgiyi gölgelerin arasından Mustafa Kemal’e ulaştırdı.
Peki, bu sadık ve fedakâr subay nasıl oldu da kendi öz yurdunda "Gâvur Mümin" diye anılmaya başladı?
Bu noktada, bir dönemin hafızalara kazınan yapımı Vatanım Sensin akla gelebilir. Halit Ergenç’in canlandırdığı karakter, Gâvur Mümin’in hikâyesinden esinlenen bir yansıma gibidir. Ancak gerçek........
