menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ortadoğu Çatışmaları Analizi ve Güç Savaşı

9 0
24.09.2026

Gazze’de yıkılan evler, Lübnan sınırındaki gerilim, Suriye’de donmuş görünen fakat bitmeyen savaş ve Kızıldeniz’deki saldırılar aynı coğrafi haritada yer alsa da tek bir çatışmanın parçaları değildir. Ortadoğu çatışmaları analizi, bu gerçeği kabul ederek başlamalıdır: Bölgedeki her cephe kendi tarihini, aktörlerini ve toplumsal maliyetini taşır. Ancak bu cepheler, büyük güç rekabeti, enerji yolları, devlet dışı silahlı yapılar ve çözümsüz bırakılmış ulusal sorunlar aracılığıyla birbirini besler.

Bu nedenle Ortadoğu’yu yalnızca mezhepçi bir savaş alanı ya da bitmek bilmeyen bir şiddet coğrafyası olarak tanımlamak kolaycıdır. Bu dil, hem dış müdahalelerin sorumluluğunu hem de bölge halklarının eşit yurttaşlık, güvenlik, temsil ve adalet taleplerini görünmez kılar. Asıl soru, çatışmanın neden sürdüğü kadar, kimlerin bu süreklilikten siyasi ve ekonomik kazanç sağladığıdır.

Ortadoğu çatışmaları analizinde ilk hata: Tek neden aramak

Bölgedeki çatışmaları yalnızca din, mezhep veya etnik kimlik üzerinden açıklamak, devletlerin kararlarını ve emperyal güç dengelerini tali mesele gibi gösterir. Oysa Irak’ın işgali, Suriye’deki iç savaşın uluslararasılaşması, İsrail-Filistin meselesinin çözümsüzlüğü ve Yemen’deki savaş, farklı koşullarda ortaya çıksa da ortak bir sonuç üretti: Devlet kapasitesinin aşınması ve silahlı aktörlerin siyasal alanı genişletmesi.

Mezhepsel kimlikler elbette önemlidir; kimi iktidarlar bu kimlikleri taban mobilizasyonu için açık biçimde kullanır. Fakat kimlik, çoğu kez çatışmanın ilk nedeni değil, siyasal rekabetin dili haline gelir. Yoksulluk, dışlanma, hukuksuzluk, işsizlik ve merkezi yönetimlerin hesap vermemesi, bu dilin karşılık bulduğu zemini oluşturur. Bir toplumun güvenlik kaygısı gerçek olabilir; fakat bu kaygının sürekli askeri yöntemlerle yönetilmesi, yeni kuşaklara daha ağır bir miras bırakır.

Devletler, vekâlet ağları ve belirsiz savaş çizgisi

Ortadoğu’daki güncel gerilimlerin belirleyici özelliklerinden biri, savaş ile barış arasındaki sınırın silikleşmesidir. Bir devlet, doğrudan asker göndermeden başka bir ülkedeki silahlı grubu destekleyebilir; karşı taraf ise hava saldırısı, ekonomik yaptırım, istihbarat operasyonu veya suikast yoluyla yanıt verebilir. Böylece savaş ilan edilmeden savaş yürütülür.

İran ile İsrail arasındaki gerilim bu modelin en görünür örneklerinden biridir. Lübnan’daki Hizbullah, Suriye sahası, Irak’taki silahlı gruplar ve Yemen’deki Husiler, birbirinden bağımsız yerel dinamiklere sahip olsa da bölgesel güç mücadelesinin unsurları haline gelir. Bu ilişkiyi tek merkezden yönetilen mekanik bir ağ gibi görmek de yanlıştır. Yerel........

© Tanyeri Haber