menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kendi olmak” arayış ve özgünlük (2): Sanatçı kendi sorularını mı takip ediyor, sanat dünyasının beklediği soruları mı?

29 0
24.09.2026

Eskiden gerçek sanatçı kabul görmek için değil kendini ikna etmek için eser üretirdi; kabul görmüş olması sadece sosyolojik açıdan bir yakınlaşma imkânının doğması demekti. Şimdi ise çoğu zaman eser, kabul görmek için seçilen bir araç haline geliyor; bu, eserin kendi “oluş” süreçlerinden kopmuş olması anlamına gelir. Böylelikle sanatçı bilinçli ya da bilinçsiz “ben ne yapmak istiyorum” yerine “benden ne yapmam bekleniyor” sorusunu soruyor. Bu çok önemli bir kırılmadır. Çünkü ikinci soru sanatçıyı kendi deneyimine değil, sanat alanının beklentilerine yönlendirir. 

Sonuç olarak sanatçı küratörlerin ilgisini çeken konulara, bienallerin tercih ettiği temalara, sanat piyasasının kabul ettiği estetik kodlara, akademik sanat dilinin meşrulaştırdığı kavramlara yakınlaşmaya başlar. Aslında burada ortaya çıkan şey tam anlamıyla bir taklit değildir. Daha incelikli bir süreçtir: Uyum sağlama süreci. Bu durumda sanatçı sanat sisteminin ödüllendirdiği dili konuşmaya başlar. Bu nedenle günümüz sanatında sıklıkla gördüğümüz şey, biçimsel benzerlikten çok düşünsel benzerliktir. Aynı kavramlar, aynı tematik alanlar, aynı eleştirel jestler, aynı temsil stratejileri, aynı sergileme yöntemleri farklı sanatçılar tarafından tekrar tekrar üretilmektedir.

Burada daha önce sıkça değindiğim görünürlük ekonomisi meselesine geliyoruz. Neoliberal kültürün temel mantığı farklılığı teşvik etmek değil, yönetilebilir farklılıklar üretmektir. Çünkü radikal özgünlük öngörülemezdir. Öngörülemez olan ise kurumları rahatsız eder. Bu nedenle sistem çoğu zaman özgünlüğü değil, özgünlük görüntüsünü ödüllendirir.

Bir sanatçı yeni görünmelidir ama kabul edilebilir oranda yeni olmalıdır. Eleştirel görünmelidir ama sistem dışına taşmamalıdır. Farklı........

© T24